Hakkımda

Orta sonda sınıf başkanıydım, kompozisyon yarışmalarında birinci oluyordum. Kulakları çınlasın Kayseri'li türkçe öğretmenim; "oğlum sen güzel şeyler çıkaracaksın ama kalbin kırılmadan yapamayacaksın." demişti. O zamanlar kalp denilen şey, göğüs kafesimin içinde kan pompalayan bir et olarak biliyordum. Velhasıl büyüdüm ben. Böyle bir kış mevsimiydi. Kalbimin çarpıntısını hissediyordum. 2007 yılında soğukta kırıldı kalbim. Öğretmenimin ne demek istediğini anladım.
Ve o günden sonra yazmaya başladım...
Öncelikle şunu bilmenizi isterim: Hani politikacılar twitter hesaplarında; "genelde tüm tiwitleri ben atıyorum ama ara sıra danışmanlarım da tiwit atıyor." diyorlar ya. İşte külliyen yalan, bunu ilerde yanlış bir tiwit atar kamuoyunun öfkesine maruz kalırlarsa;"danışmanım atmış bilgim yoktu" diyerek işin içinden sıyrılmaya, kendilerine bir günah keçisi aramaya çalışırlar... Ama net söyleyeyim bazen tahtası rüzgar alan ve kıramadığım bir arkadaşımda burada içerik yazıyor ama benim onayımdan geçmeden yayımlayamıyor. Bilginize. :)

Bir kere yandımı yanmayı öğreniyormuş insan, hiç bir şey bilemese de yangının ömrünün ne kadar süreceğini biliyor...
Ara sıra karalıyorum burayı. Bazen bir anımı anlatır, bazen dinlediğim bir hikayeyi, bazen de gelen bir ilhamın bana söylediği kelimeleri el ele tutuşturarak cümleler kurarım. Öyle reklam amaçlı; "aman illa bir içerik üreteyim google tarasın reklam alayım para kazanayım" gibi bir derdim yok. Belirli bir okuyucu kitlem var onları üzecek kaybedecek cümleler kurmamam yeterli. Her ne kadar basit gibi görünse de burada bir şeyler üretiyorum. Üretilen içeriklerin okurların işine yaraması öncelikli tercihimdir. Kimseyi ayrıştırmak, ayırmak, sınıflandırmak gibi içerikler benim işim değil, yazdığım her yazıda bunu göz önün de bulundurmaya çalışıyorum...

***


Orta karadeniz bölgesinde bir ilimizin kçük bir ilçesine bağlı dağ eteğinde yerleşkesi olan bir köyde doğdum büyüdüm. Orman köylüsüyüz. Çiftçilikle uğraşan bir ailenin dört çocuğundan üçüncüsüyüm. İlkokulu köyümüzde eski tek sınıflı bir okulda okudum. ilkokul ikinci sınıf öğretmenimiz okula çürük raporu aldığı için, iki yılımızda köyde yapılan yeni inşaat olan evleri okula çevirerek okuduk. Kış aylarında her sabah her öğrenci okula bir odun getirmek zorundaydı. Kapaklı bir bont çantsına benzeyen bir sırt çantam vardı. Sırt askıları koptuğu için kendir ipinden askı yapardım. Sürekli tek elimde taşımak yorardı. Ayrıca bir çanta ile dört kardeş büyüdük. Nerede öyle imkan kışın bir kar yağdı mı on beş gün eşeklerle gider gelirdi köylü pazara. On beş günden önce gelmezdi greyder yolları açmaya, 18 para köye tek greyder gelirdi. Köy enstitüleri etkisini yitirmemişti. Her köy de bir okul, her okulda bir öğretmen olması için devlet her imkanı zorluyordu. İlkokul beşe kadar direnebildik. Sonra taşımalı eğitim ile ilçeye taşınmaya başlandık. Ondan sonra başladı çilemiz. Devlet ilçedeki bir binayı kiralayıp köyden çocuklar için yemekhane yaptı. Her öğlen 18 pare köyün çocuğu bu yemekhaneden yemek yerdik. Öğlen zili çalar çalmaz başlardık koşmaya, ne kadar önce gidersen o kadar çabuk yerdin yemeğini, Yarış atı gibi koşardı çocuklar. Geç kalırsan mercimek kazanın dibindeki yanık çorbaya, makarnanın en salçalısına kalırdın.

2007 yılından sonra yazmaya başladım. Okuduğum kitaplardaki anlamlı yerlerin altını çizmeyi severdim. Sonra okurken okurken yazmaya başladım.


Devam edecek...

Yorumlar

Bunlarda İlginizi Çekebilir.

Kafam Artık Rahat

Baharda Köyde

Yasama Yürütme Yargı