Yabancı

Macera filmlerinde olur hep: Bir gün bir kasabaya kafasında kasketi, elinde tahta bavuluyla sessiz sedasız bir yabancı gelir. Kılığı kıyafeti hali tavrı ile kasabalıdan farklı olduğunu belli eder. Zamanla kasabalı bu yabancı ile sohbet ettikçe ezberlerinin bozulduğunu hisseder. Gün gelip aynı yabancı, kasketini hafifçe kaldırıp adios deyip gittiğinde artık tüm kasaba birbirine yabancıdır. Ezberleri bozulmuş rutinleri değişmiştir…
***
Kendi rutinleriniz arasında yaşayıp giderken bir yabancı sınır boylarınızdan toprağınıza girer sessizce. Belki kestirme bir yoldur onun için ama sizin toprağınıza girmiş dikkati üzerine çekmiştir. Meraklı gözlerle sınırlarınıza girmiş ekili arazinizi çiğneyerek size yaklaşan yabancının niyetini bilmek istersiniz. Belki bir yol soracak, belki bir su isteyecek, belki de size bir ders verip gidecektir.  Niyet ne olsa da gelen tanrı misafiridir. Önce “buyur” edilip yer gösterilir, “ açlık tokluk var mı?” denir. Toprağınızdan aldığı çamuru eşiğinize kadar getirmiş, kendinizden başkasına vermediğiniz rahat koltuğunuzu göstermiş, ve bir yabancıyı başköşenizde misafir etmişsinizdir. Bilindik tanışma cümleleri kurarsınız önce çaktırmadan da tepeden tırnağa süzer, kaşlarınızı kaldırıp başınızı sallayarak dinlersiniz sessizce. Konuştukça içiniz ısınmaya, tanıdıkça sevmeye, zaman geçtikçe aynı dili konuştuğunuzu anlar kanınız kaynar hiç bilmediğiniz birine. Sınır boylarınızdan toprağınıza giren bir yabancı kendi sınırlarından bahseder, hiç gitmediğiniz bilmediğiniz bir diyarda size benzeyen biri girmiştir toprağınıza… Sonra bir zengin kalkışı yapar o yabancı eşikte ayakkabılarını çevirirken “ keşke kalsaydın” dersiniz ama gitme vaktidir… Sonra sınır boylarınıza kadar eşlik eder yol boyu durup göz göze bakarak sohbete devam edersiniz.  Sınıra geldiğinizde yollar aksine herkesin geldiği yöne döner. Nasıl gideceğini tarif etmek istediğinizde “ biliyorum” der. Şaşırırsınız. Meğer bir stalkermiş izciymiş yani. Ansızın toprağınıza giren yabancı, güneşle köye iner sizi bırakıp orda ve küçüle küçüle kaybolur ırakta… Tesadüfen de olur bazen, bir gün bir yabancı gelir yaşadığınız şehre ani bir giriştir hayatınıza, hazan mevsimidir. Ruhunuzun en şair yerinde bulmuştur. Yürürsünüz birlikte kocaman bir şehrin sizden habersiz sokaklarında ayaklarınızla kuru yaprakları süpürür ara ara durup göz göze konuşurunuz. Çay satılmayan bir yerde çay arar, kuru bir kahvede aynı dili konuştuğunuzu, konuştukça size benzeyen birini tanırsınız. Dönüşte yolu uzatmak için “buralar ters yön” deyip yaşadığınız şehrin en çok sevdiğiniz parkında onunla yürümek için bir fırsat yaratırsınız. Güneşli bir sonbahar gününde ılık esen rüzgar okşar ruhunuzu yazın uzatma dakikalarıdır. Kısa sürer o dönüş yolu veda sokağına girmişsinizdir. Rüzgar yaprakları süpürürken güneş sırt çantası gibi ısıtır sırtınızı son kez durmuşsunuzdur göz göze bu güzel yürüyüşte. Sonra ayrılır yollar bu tesadüf bir daha çıkar mı karşınıza deyip vedalaşırsınız. Güneşle köye iner sizi bırakıp orada. Sonra bir dörtlük aklınıza. /Yürü gölsen seni uğurlamakta / küçüle kçüle kaybo ırakta / yolu  tam dönerken arkana bakta / köşede bir lahza kalıver gitsin. Bu mecera filminin devamı yok kasabalının ezberini bozan yabancının akıbeti belirsiz. Şehrinize gelen yabancıda buraya yabancı değil. Bu yazıdan haberi olur mu bilmem. Şair mevsimi bitti,uçtu göçmen kuşlar, son uçurtmaları topladı çocuklar, at kestaneleri doldu kaldırımlara, kış kapıyı aralık(ladı) ve uykusuzluk sanki tüm şehir terkedilmiş gibi, sokaklarda vedaların yalnızlığı var. Burada ıssız sokakların kimsesiz sakinleri söndürüyor yaşamın ışıklarını kendine iyi bak yabancı

Yorumlar

Yorum Gönder

Bunlarda İlginizi Çekebilir.

Kafam Artık Rahat

Yasama Yürütme Yargı