Alemlere Rahmet Resulün Doğduğu Gece

Medayin şehrine gece çökmüş halk derin bir uykuya dalmıştı. Yamaçtan kamyon büyüklüğünde taşların yuvarlanarak şehri ezip geçiyormuşcasına korkunç bir çatırdı  sesiyle yataklarından fırlayıp uyandılar. Manzara korkunçtu ve telaş verici idi. Askerler Kisra'nın odasına girdiğinde korkudan yüzü saman kağıdı gibi olmuş şekilde yatağının köşesine pusmuş olarak buldular. Kisra'nın sarayının o heybetli nakış nakış süslü sapa sağlam burçlarının ondördü orta kirişi kırılmış ahşap bir ev gibi gibi çatırdayarak yıkılıvermişti. Geceyi korkular içinde geçiren Kisra gün ağarmadan  tacını giymiş tahtına oturmuştu. Medayin şehrinin dini reislerini derhal bir toplantıya çağırdı. Toplantıda, cereyan eden hadisenin neyin nesi olduğunu görüşeceklerdi. Yahudiler arasında birçok alim vardı.Bunlar,kitaplarında Allah Resulü'nün geleceğini görüp,öğrenmişlerdi. Yıldızlardan hüküm çıkarma konusunda ustaydılar.Henüz müzakereye oturmuşlardı ki; sırtında kırmızı pelerini uçuşan, kömür karası bir at ile dörtnala, dolu dizgin, ufuktan saraya doğru yaklaştıkça cüssesi büyüyen bir atlı geliyordu. Elinde bir mektup getirdi. Mektupta, İstahrabat'ta mecusilerin bin yıldır ışıl ışıl yanan ateşlerinin söndüğü haber veriliyordu. Bu, Kisra'nın dudaklarını kuruturcasına korku ve heyecanını artırdı. Bu sırada toplantıda bulunan İran başkadısı Mubezan, Hükümdarı selamlayarak gördüğü bir rüyayı anlattı:"Gördüm ki binlerce kükremiş devenin, önlerinde şaha kalkmış ablak arap atları olduğu halde, Dicle suyunu geçtiler ve İran topraklarına yayıldılar." Kisra, doğru sözlü, bilgili ve adaletli olan Mubezan'ın bu rüyasını da anlamlı buldu. Sinirleri fazlasıyla gerilmişti. Bu muammayı çözmek ve nedenini öğrenmek istiyordu. Bilgisine ve irfanına güvendiği Mubezan'a sordu: "Peki, bu neye işarettir.?" Başkadının cevabı kısa ve netti: "Araplar tarafından çok önemli bir şeyler olacağına işarettir."dedi. Kisra, hemen Hire Valisi Numan bin Münzir'e mektup gönderdi.Mektupta, "Bana orada bulunan alimlerden,bilgisine güvendiğin ve suallerime cevap verebilecek kudrette biri varsa gönder!" yazıyordu. Mektubu alan Numan, işin ciddiyetini anladı ve derhal Abdül-Mesih bin Amr adında bir bilgini Medayin'e gönderdi. Gelen alimi hükümdar hemen huzuruna kabul etti. Cereyan eden hadiseleri anlattıktan sonra, kendisinden bu hususta bilgi istedi. Abdül-Mesih, Kisra'ya hadiseler hakkında bir bilgi veremeyeceğini söyledi ve ilave etti: "Şam yakınında Cabiye'de oturan dayım Satih'de bunlara cevap verecek bilgi vardır." dedi.Bunun üzerine Kisra, Abdül-Mesih'i gidip Satih'ten bilgi almak üzere görevlendirdi.

                              ***





Mekke'de oturan bir Yahudi bilgin vardı. Allah Resulünün doğduğu gecenin sabahı koşarak Kureyşlilerin yoluna çıkıp sordu: "Bu gece kabilenizden bir oğlan çocuk doğdu mu?" dedi. Kureyşliler, 'Bilmiyoruz' cevabını verince, yahudi sözlerine devam etti: 'Varın, gidin, soruşturun, öğrenin, arayın; Ahmed'in yıldızı bu gece doğdu,bu ümmetin peygamberi bu gece doğdu. Sırtında alameti var."dedi. Kureyşliler gidip soruşturdular ve gelip Yahudiye haber verdiler: 'Bu gece Abdullah'ın bir oğlu dünyaya geldi, sırtında bir nişan var.' Yahudi ateşler içinde koşarak Abdullah'ın evine gitti. Beşiğinde çocuğu gördüğü anda anlamıştı. Alnında bir nur vardı. Hemen çocuğun sırtını açıp baktı, nübüvvet mührünü görünce çocuğu yavaşca bıraktı. Etrafındakiler buna bir anlam verememişti. Yahudi bilgine şaşkın gözlerle bakıyorlardı. Yahudi, tepesinden kaynar su dökülmüş gibi yüzünü avuçlarının arasına alıp evden çıktı. Ve aklını kaybetmişcesine feryad ederek şöyle haykırdı:"ey yahudiler, ey yahudiler, Ahmed'in yıldızı bu gece doğdu, Ahmed bu gece dünyaya geldi. Peygamberlik artık İsrailoğullarından gitti. Kureyşlilere öyle bir devlet gelecek ki,haberi doğudan batıya kadar ulaşacaktır.''                                    


                                           ***


Gökkubbe pırıl pırıl yıldız kandilleriyle Resulümüzün gelişini alkışlıyordu. Kainatın Efendisinin doğduğu geceydi... Saatler, doğum anlarını gösteriyordu. Meşhur Şam kahini Satih; kemiksiz, adeta azasız bir vücud, yüzü göğsüne yapışmış bir acube ve çok yaşlı bir kahindi. Hep sırt üstü yatardı. Bir yere götürülmek istendiğinde bohça gibi katlanırdı. Gaipten verdiği doğru haberler, o dönem yaşayanlar arasında meşhurdu. AbdülMesih, dağ taş demeden yol alıp dayısı Satih'in yanına vardı. O sırada Satih, ömrünün son anlarını dolduruyordu. Ağır bir hastalık içinde kıvranıyordu. Hastalığın şiddeti dilinden konuşma kudretini de alıp götürmüştü ki, gelen adamın ne selamını alabildi ne de konuşabildi. Ancak Abdül Mesih olup biteni anlatınce birden gözleri kocaman açılıverdi.Ölüm eşiğinde ecelle boğuan Satih gözlerini birden açtı ve sanki  ayağını taşa vurmuş çocuk gibi haykırdı: "Ey Abdül Mesih! İlahi vahyin okunması çoğalacak. Asanın sahibi bir peygamber gönderdi. Semave Vadisini su bastı, Farsların ateşi söndü. Artık Şam da Şam değil, Satih için."Şunu iyi bil ki, zaman üzerinde hükmü geçerli olan mutlak hakim, böyle istedi."Derin bir nefes çektikten sonra da: "Sasanilerden, yıkılan burç sayısınca hükümdar gelecek ve sonra hüküm yerini bulacaktır."Bunlar Sathh'in son sözleri oldu. Sanki bu gerçeği dile getirmek için bekleyip durmuştu. Sözlerini bitirince gözlerini kapadı ve ruhunu zaman üzerinde hükmü geçerli olan mutlak hakime teslim etti. O güne kadar bir benzeri görülmemiş bu hadise, dünyaya o gece şeref veren çocuğun beraberinde getirdiği sönmez nur ile karanlık inancı içinde kıvranan İran saltanatının ortadan kaldıracağına işaretti. Nitekim, tarih buna şahit oldu, hadiseler Satih'in haber verdiği gibi cereyan etti: İran Devletine, 67 yıl boyunca on dört hükümdar daha hükmetti.  Mubeza'nın rüyasında gördüğü gibi,Kadisiye'de Hatemül Enbiyanın ordusunun develeri arap atlarını önüne katıp İran'a girdi ve islam topraklarına dahil oldu...                          


                                                      ***






Kureyş müşrikleri, Kabe'yi putlarla karanlığa boğmuşlardı. Senede bir tavaf eder develer kesip şarap içerlerdi. Ne var ki, Tevhidin temsilcisi Resulu Ekrem'in dünyaya gözlerini açması karşısında, çoğu yerlerine kurşun ile perçinlenmiş bu putlar, hadisenin azametine dayanamayıp yerlere serildi.Bu hadisenin manası büyüktü: Dünyaya teşrif eden bu mübarek insan, kendisine verilecek vazife gereği, zifir karası şirk inancını ortadan kaldıracak, gönüllerde pak, nezih, saadet ve adalet dolu tevhid inancının byarağını dikecekti. Dünya buna şahit oldu. Resulu Ekrem,Kabe'yi cansız putlardan temizlediği gibi, gönüllerdeki putları da  imanı ile yok ediverdi. Mecusiler bu kocaman ateş yığınını kendilerine ilah kabul etmişlerdi. Efendimizin dünyaya gelişi ile birlikte bu kocaman ateş, sanki yanan kibrite üflenmiş basit bir ateşmiş gibi sönüverdi. Demek ki, gelen rahmet, putperestlik gibi, ateşperestliğide bir çırpıda ortadan kaldıracak ve yeryüzünü tevhid meşalesiyle aydınlatacaktı. Bu da, gelen rahmetin, Allah'ın izni ile olmayan şeylerin takdir edilmesini yasaklayacağının apaçık ifadesi idi. Demek ki, dünyaya gelen çocuğun tebliğ edeceği din, şark ve garbı bütün ihtişamıyla kucaklayacak, insanlığın beşte birini şefkatli sinesinde terbiye edip okşayacaktı.                                


                                                                ***




O gecenin sabahında şafak atarken Mekke yamaçlarında develerini güden dedesi Abdulmuttalib uğultu bir ses duydu, irkilip etrafına batı kimseler yoktu. Ve aynı ses: “Şu an da oğlun Abdullah’dan bir çocuk dünyaya geldi. Onun varlığı alemlere rahmettir. Çocuğun adını Muhammed koy” dedi. Bu hadiseler tam Hz. Muhammed aleyhisselamın doğduğu geceye rastlıyordu. O geceden itibaren, şeytan ve cinler artık Kureyş kahinlerine hadiselerden haber vermez oldu. Kehanet sona erdi. Ve zaman üzerinde hükmü geçerli olan mutlak hakim, son gelen peygamberle bin yıldır süregelen nebilik ipinin iki ucunu düğümlendi.
“Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle Allah’a çağıran ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzab: 45-46)“Ey insanlar! Size Rabb’inizden kesin bir delil geldi.” (Nisa: 174)
Kandiliniz Mubarek Olsun

Yorumlar

Tüm Hakları Saklıdır. © Yazokusun