ODTÜ de Askerim.

Sene 2003 aylardan kasım ODTÜ de askerim. Köyden ilk defa çıkıyorum. Ankara’ya ilk defa gelişim. Etrafımda çatık kaşlı binaların yükseldiği kocaman büyükşehir... Bir köyde doğdum büyüdüm. Ergenlikten çıktım liseyi bitirdim askere gittim... DSİ nin orda bir alt geçit yapılıyor battı çıktı toz toprak ortalık. Çarşı iznine çıksak bir saatte ancak gidiyorsun kızılaya trafik yoğun, çarşı defterinde karakola dönüş saati beş, geç kalırsan nöbet cezası var. Zaman kısıtlı... Melankoliymiş adı yalnızlığı sevmenin. Kafa dengi devrem yoktu. Bu karakola gelen askerler genelde başı büyüklerin yeğeni çoluğu çocuğuydu. Karakol komutanı asker seçerken avuçlarımıza bakıyordu. Köyde tarlada çalışmaktan ellerim nasırlıydı. Meğer, elleri nasırlı olan insan çalışkan olur itaat bilir baş ağrıtmaz verdiğin her işi yapar diye biliniyormuş rajonu buymuş sonra öğrendim… Yeni gelen askerlere ODTü yü tanıtıyor üst devreler, kampüs devriyesindeyiz. Etrafıma bakıyorum tamamı ormanlık alan aynı bizim köyün yaylası gibi, ormanın içinde patikalar öğrenciler ordan oraya gidip geliyor. Kimisi bir ağaç dibine yatmış uyuyor,kimisi çimlerde uzanmış, kimisi stadyumda gitar çalıyor v.s v.s. bizim köyden bir farkı yok çok sevdim etrafı...
 Zaman geçtikçe iyice içim kaynadı. Devriyeye çıkıyoruz, çarşı merkezi esnafı; Pizzacı pizza, kumpirci kumpir, simitçi simit ikram ediyor aç kalmıyoruz. Lahmacun öğrenciye 1.50 lira bize 50 kuruşa getiriyorlar siparişi karakola tıka basa yiyoruz. Şok marketten çarşı merkezine geçerken bir ara var. Ordaki piknik masalarında, tenis kortlarının arkasındaki ormanda, kongre merkezinin bahçesindeki çimlerde çok uyudum yaz geceleri…
 Kışında Şok marketin karşısındaki iş bankası atm sinin içinde uyurduk ya da fakültelere gider sıcak bir kalorifer peteğinin dibine kedi gibi kıvrılır yatardık. Uyku kartonlarını çarşı merkezinden ODTÜ sağlık merkezine giden bir parika var ordaki çalıların içinde saklardık...
Melankoliyi severim etraf doğa bizim köye benzediği için çarşı izinlerinde kızılaya gitmemeye başladım. Şok marketten üzüm ekmek su alırdım. Üniformayla alışveriş yaparken çoğu zaman ben kasadan geçtikten hemen sonra arkamdaki öğrenci grubu ısrarla öderdi aldığım çikolataların parsını. Bir keresinde bir akademisyen 40 yaşlarında bir hoca benim kısa samsun aldığımı görünce iki pakette malbora alıp verdi. “arasıra değişikli iyidir” deyip gülümseyerek ısrarla almıştı…
ODTÜ ye içki sokmak yasaktı o zamanlar. Vişnelik tarafından tel örgüyü kesip patika yapmış kaçakçı talebeler. Dışardan 2 liraya alıp içerde 3 liraya satıyorlar harçlıklarını çıkarıyorlarmış. Bigün o patikaya nöbetçi diktiler beni. Akşam 10 ıssız bir ormanın içindeyim. havada mis gibi ılık bir rüzgar esiyor. Köyde çok severdim böyle havaları hemen evden çıkar köyün tepesinde meşe ağaçlarının dibinde yatardım. Öyle bir hava var. Yattım birçam ağacının dibine türkü mırıldanıyorum. İçimde karanlığın ormanın içinde bana verdiği korkuyu bastırmaya çalışıyorum…
 Bian kahkaha sesleriyle irkildim. Baktım talebeler yarım çuval birayı sırtlamışlar geliyorlar. Kestim önlerini korkudan ölecekler ama bende onlardan korkuyorum…
 Daha ben ağzımı açmadan yalvarmaya başladılar. Abi bırak gidelim nolur bizi götürme bize tutanak tutturma falan diyorlar ama ben anlamıyorum bunlar niye bu kadar korktu çaktırmamaya çalışıyorum. Meğer yakalnırda tutanak tutup rektörlüğe verirsek sicillerine işleniyor gerekirse okuldan ilişikleri kesiliyormuş…
 Biraz sohbet ettik muhabbet ettik birer sigara içtik sakinleştiler. Biraları yurtlardaki talebelere satıyorlar iyide para kazanıyormuşlar. Dedim şimdi gidin bir daha bu yoldan geçmeyin. Nasıl seviniyorlar tşk. tşk. üzerine dua desen sınır yok. Israrla 5 tane bira bıraktılar bana. Abi sakla şu ağaçların dibine gelir gider içersin diyorlar. Almamakta ısrar ediyorum ama gönülsüz bir ısrar.. Aldım biraları bir ardıç ağacının dibine sakladım. Her orman nöbetine gittiğimde korkumu bastırmak için ıslık çalar türkü söyler bir tane içerdim…
Ben köydeyken dağda yaylada ormanda uyumayı severdim. Askeriz işte sılaya ne kadar hasretsek uykuya da öyle hasretiz. Çarşı izinlerinde merkez binanın ilerisinden tübitak ve teknokente inen küçük patikalar var faika demiray yurduydu galiba oradan gelen öğrenciler kısa yol olarak kullanırdı...
Velhasıl çok uyudum o ormanlık alanlarda. Velhasıl çok güzeldi havası suyu insanı. Kim ne derse desin ordan çıkan öğrencilerin o çocuklardan bu ülkeye zarar gelmez. Pırıl pırıl çocuklar onlar. A4 kapısında türbanlı öğrenciler başörtüsü çıkarıp girerken yine o çocuklar üzülür onlara destek çıkardı bağırırlardı. Memlekette adaletsizliğe ilk ses bu okuldan çıkardı. Askeri üniformayı okullarında istemez ama bizi gördükleri yerde sohbet eder arkadaş olur bize ikramda bulunurlardı. Rus öğrenciler kavga çıkarır yaka paça tutup karakola onlar getirirdi. Haftaiçi kampüs devriyesinde bize çayı onlar ikram ederdi. Ben bir köyde doğdum büyüdüm. Bir köyden çıkıp en uzun kaldığım yerdir ODTÜ Havası suyu insanı bizim köy gibi huzurlu bir yer. Bana Ankara’yı sevdiren yer. Kınamayın beni benim köyümü küçük yerde yaşayan küçük düşünür. Benim ufkumu açan yerdir ODTÜ. Bana birbirini tanımayan insanlarında birbirlerine yadım ettiklerini öğrendiğim yerdir ODTÜ.

 ***

 Aradan yıllar geçti Ankara’ya yerleştim. Evlendim bir kızım oldu Gökçek halen başkan. Bazen köyü özlediğimde, trafik sesinden kaçıp ormanın çam ağaçlarının içine girmek istediğimde ODTÜ ye ziyaretçi olarak girerim haftasonları. Caminin ordan eymir gölüne giden bir yol var. Uzun yürüyüşler yaparım o yolda. Baharda çam kokusuna giderim bu ormana. Kışın çam hışırtısını dinlemeye giderim maden mühendisliğinin ordaki kuş tepesine. Keşke tüm şehir ODTÜ gibi olsa… Her köşesinde ayrı bir anım var bu çağdaş köyün. A4 yokuşunu çok tırmandım ben… Yeşili ormanı severim ben... Belediye yasaları değişince karakol kapandı o günden beri bir iki kez ancak gittim. ODTÜ den bir yol geçecekse altından geçirin kıymayın o güzelim ormana, trafik sesini sokmayın bu güzel köye huzurunu bozmayın çocukların… Köye de gidip geliyorum. Onlar Gökçek’i hayırsever biliyorlar. Kızmayın bizim köydekilere onlar din tüccarlığı nedir, rant nedir bilmez. Saftır kalpleri alçak gönüllüdürler sofralarında gönüllerinde herkese yer vardır. Herkesin hesabını hilesiz tutan bir kalem olduğuna inanırlar. Hor görmezler kimseyi ötekileştirmezler. Kalplerinde kötülük kin nefret taşımazlar. Onlar bu milletin efendileridir… Millet er ya da geç son sözü söyleyecektir...

Yorumlar

Bunlarda İlginizi Çekebilir.

Kafam Artık Rahat

Yasama Yürütme Yargı