Kar Başladı

Kar başladı az önce başkentte, soğuk hafif kırıldı, evdeyim. Işığı söndürüp salon perdesini açtım. Babamın düğünündeki zurnacının kolundan çıkarıp verdiği tesbih var elimde, bir elimde cebimde. Sade bir Beypazarı  açıp koydum pencerenin önüne, arada bir çekiyorum Tesbihde  elimde.Tepeden gördüğüm sokak lambasının ışığında kelebek ordusu gibi oynaya oynaya yağan kar taneleri yavaş yavaş beyazlatıyor çatıları, yavaş yavaş eşitliyor kaldırımla yolları, etekleriyle dağları… Ana caddeye paralel bir sokakta oturuyoruz kaçış güzergahı olarak kullanıldığından trafik sesi çoktu. Bir emniyet müdürü oturuyor sokakta, sokak trafiğinin yönünü değiştirtmis sağolsun biraz kesildi gürültümüz…
Arada bir perdeleri kaldırıp bakıyor insanlar, ‘halen yağıyor mu’ diye. Yağmur yağarken oturup izlemez kimse çünkü ruh sessizliği sever. Eğer kar yağarken bir ormandaysanız böyle inecik sıyırtılı bir ses duyarsınız. İşte bu doğanın ruha olan etkisidir. Gözlerinizi kapatıp o sesi dinlerseniz ruhunuzu dinlendirirsiniz. Eğer buna ihtiyacınız varsa TRT de ‘doğadaki insan’ adlı bir program var onu izleyebilirsiniz…

Arada bir dizlerim kalorifer peteklerine yerleştirip pencereye alnımı dayayıp izliyorum karın yağışını. Alnımı pencereye dayadıkça, tualindeki resme kızan ressam gibi birden buğulanıyor pencerem... Karşı apartmandaki komşunun akşama kadar pencerede oturan beyaz bir kedisi var. Bir de henüz üniversiteli bir kızı, tabi bu kızında bir sevgilisi var. Balkonda sigara içerken bazen görüyorum. Sokağın karanlık köşesine geçip kedinin ciğere baktığı gibi bakıyor. Kız da kediyi alıp oturuyor pencerenin kenarına gıdı gıdı yapıyorlar telefonda. Çocuk garibim donsun soğukta kimin umrundaki gençlik var.  Az önce yine geldi. Bu kez habersizdi sanırım kız pencereye çıkmadı. Üstü kar kaplamış bir arabanın arka penceresine bir kalp işareti çizdi, onun üstüne 13 04 16  altına da o da beni seviyor yazıp pencereye baka baka kayboldu karanlıkta. Hava kış olsa da belli nisan da tanışmış onlarda. Yalnız bu aşkın pek şansı yok sanırım o araba az önce gitti. Üstelik arabanın sahibi “bu ne la” der gibi yazıyı sildi… Hayatımda böyle iki kere ayaz yedim ben. Bir keresinde bu çocuğun yaşındaydım o zaman bir ceket yetiyordu üç gün öksürüp iyileştim. Bir kere de 2010 yılında Ankara da yedim yine buna benzer bir senaryoydu. Neyse ki soğuğu yedimse de böyle bir arabanın arkasına evleniyoruz yazmıştım…
Az önce gelen çöp kamyonu sokağın görüntüsünü bozdu. Tek tek söndü ışıkları evlerin başkentte hayat beyaz esarete hazırlanıyor. Şimdi kar yağışını izleyen bir sürü insan vardır. Kimi sokakta, kimi yolda, kimi nöbette, kimi dost hasreti söyleyen bir türküde kar yağıyor başkente sessiz, karanlık, uzun bir gece de… Sonra eski anılar geliyor gözümün önüne, bir metre karda  sabah-akşam yürüdüğüm okul yılları, kovalı sobamızdan tavana vuran ışığın dansını izleyerek uyuduğum geceler geliyor aklıma… Sonra bir Abdurrahim Karakoç şiiri belki dinlemişsinizdir türküsünü. Belki yıllar sonra iki ayrı dünyada iki ayrı pencerede ayni türküyü söylemişsinizdir. 
“Yıllar sineme yaslanır./ Hatıraların paslanır/ O deli gönlün uslanır/ unutursun Mihrabanım…
Gürültüyle yağmur yağarken biz doğayı sessizce kar yağarken doğa bizi dinler. Hadi söyleyin türkünüzü karda duymaz kimse Şakaklarınıza yağan kardan habersizce…

Yorumlar

Bunlarda İlginizi Çekebilir.

Kafam Artık Rahat

Yasama Yürütme Yargı