Pastırma Yazı

Günlerdir hangi parka, bulvara çıksam, tepemde yazdan kalma bir ışıltı…
Hep aynı yaprak sarısı, aynı at kestanesi yollarda…
Ve eski bir fransızca şarkı:
“Biliyor musun, hiç mutlu olmadım bu sabahki kadar /

Benzer bir plajda yürümüştük yine… mevsim sonbahar”.
Şarkının anlattığı,suluboya tablolarını andıran uzun etekli kadınla elele yürüyen siyah paltolu adama rastlaşır gibiyim her köşe başında….

“Bir yıl, bir asır veya bir ömür / Bu pastırma yazının renkleri dolacak hayatımıza…
Uzun sürmüş bir yazdan artakalan bu arsız güneş; mevsime inat masmavi gülümseyen gökyüzü, yaz uykusundan uyanmaya çalışan sokakları kolundan çekiştirerek eski tembelliğine çağıran bu hınzır rüzgar…
Nasıl da ilkyaza benziyor bu sahte bahar…
Pastırma yazındaysanız hayatın, 2 adım gerisi yazdır, 3 adım ötesi kış…
Yaz yorgunu yüreğiniz, sonbahar sızlanmalarına başlamadan, son uçurtmaların ipine tutunup salınmak ve çocuksuluğuyla avunmak ister. Güneş, nüfus kağıdına aldırmaksızın seven bir aşık gibi, takvime inat, salar saçlarını erken inen akşamlara…
Ufuktaki bulutları sezenler, ışığın kıymetini daha iyi bilir.
O yüzden pastırma yazı, bahardan daha değerlidir.
Sait Faik, (çiçeklerin, ağaçların,anlar dilinden) der ki;
“Çiçekler, ağaçlar ve otlar ağır ağır yaprak dökerken, insanlara ümitlerinden ve zaaflarından bahsederler son defa…”
Ümit, hala ışıldamasındadır güneşin…
Zaaf, erken solmasında, çabuk yorulmasındadır.
Hala içimizi ısıtıyor olmasının coşkusu, yakında solacak olmasının hüznüne bulaşır.
“Gelecekse gelsin artık sonbahar” ile “Hiç bitmese şu yaz” arasında sıkışıp kalmış bir ruh hali yakamıza yapışır.
Ümit, zaafa karışır.
Kalpte eskiden kalma, tanıdık bir karıncalanma, her sabah “Acep bulutlandı mı hava” endişesiyle bakıp camlara, aynalara; yakarırız:
“N’olur bir güneşli sabah daha!..”

Sonra, kısalır güneşin saçları, akşamları…
Pastırma yazının hayatımıza dolan renkleri solar.
Vedalaşır göçmen kuşlar…
Son uçurtmaları toplar çocuklar…
Eski Fransızca şarkı, bir soruyla biter :
“Bugün çok uzağındayım o pastırma yazının / Bir yıl, bir asır, bir ömür geçti / Acaba beni hala hatırlıyor musun?”
Sonbahar bir şiir okuma mevsimi değil, yazılmış şiirleri anlama ve onların içindeki sırların anlamına erme zamanıdır.
Sonbahar insanı şair yapmaz ama sonbahar doğumlular şair ruhludular.
Ben Ekim doğumluyum…
İyi haftalar.

Yorumlar