Yasak Meyve

İlk sahnesinden hatırladım, 2000li yıllarda gece 00:00 kuşağında çıkmıştı karşıma, RTÜK, bugün ki kadar esnek değildi. Ergenlik yıllarımda filmin ana teması farklı bir haz verse de, yıllar sonra bir pazar günü öğlen 12:00da ekranıma çıkınca aslında anlatılmak istenen; “mutsuzlar ittifakı’’nın biçareleri, zinacıları halk mahkemesinde yargılasa da asıl günahın, sevgiyi öl­dürmek olduğunu anladım… 
Pazar sinemasın da Cnbc kanalında bir film vardı. The scarlet letter (1995) “Kırmızı Leke” tam bir ikiyüzlülüğü anla­tıyor. Bir Ortaçağ kasabasında bütün mutsuz kadınla­ra dudak ısırtan bir rahiple yatan genç bir kadının, yasak aşkının bedelini nasıl ağır ödediğini izlerken, bir tarafatan da günaha karşı savaşla görevlendirilmiş bir misyoneri, savaştığı aşka nasıl yenik düştüğüne tanık oluyorsunuz. 

*** 

Ne karşı konulmaz şey değil mi şu insan teni, birbirine değmesin yeter ki… 
“Nuh’’ tufanından bugüne, şehvetin büyülü kokusu, kendi pusularına, dağınık yatakların kapanına sürüklüyor Ademoğullarını… 
Ah o yasak meyvenin bütün yasakları unutturan, karşı konulmaz lezzeti!.. Ne köprüler yıkmış, ne kariyerler yakmıştır, kim bilir… 
Günahın çağrısı, kalın duvarlarında delikler açar insanın… Bir çift narin bacağın kıskacında derisini soyar, tırnağını söker, rütbesiz, kuruşsuz bırakır. Gündüz pervasızca balyoz sallayanları, gece ihtiraslı topuklar altında ezer. Hayatını kötülükle savaşmaya adamış cengâver, sonunda kendi içindeki kötülüğe yenik düşer. Kuytularda öpüşmenin durdurulamaz tutkusu, en silik kişiliklerden bir kaplan yaratabilir. Bir arsız dokunuş, en heybetli iktşdarın gazını alabilir. Hazların daveti; bir volkanı uyandırabilir, sığ suları “yükseltebilir. Bir nefesin ürpertisi, simsiyah yüzleri ışıtıp, en zalim gözlerde sevda ateşleri yakabilir. Ordulara hükmetmiş bir kumandan, bir çift ince ayak bileği önünde diz çökebilir. İhaneti değil sadakatiyle, nam salması beklenen kişilikler, her şeyini riske atacak kadar pervasızlaşıp bastırdığı duygularının ağına takılabilir. Sırtını dayadığın duvara omzunla yükelndirebilir. Peşine düştüğün avın esiri olabilir. 


 *** 

Sabah uyandığunda bakarsınız, zevkin salyası, tebessüm olup kuru dudaklara yerleşmiş, ormanı kralını kediye dönüştürmüş, çok bilmiş iffet tellallarını, aşk nakaratları şakıyan birer bülbüle çevirmiştir. Ah o şehvetin, gurur, rütbe, mevki, yaş sınırı, medeni hal tanımayan karşı konulmaz daveti!… 
Ne avcıları av, kaç avı avcı haline dönüştürmüştür kim bilir… 
Kendi kurduğu tuzağa düşen, utanır mı o güne dek tuzağa düşürdüklerinden acep?… 
Pişmanlık hisserder mi yaptıklarından? Acep sıyrılır mı hırslarından?.. Kuytularında şeytan gezdiren tuzak yataklar, o yataklarda bir kurt kapanına dönüşen davetkâr bacaklar, öğretir mi avcıya acep, av olmanın ürpertici acizliğini? “Orman(şehvet) kanununun işlediği yerde tuzaklar, beni de esir alabiliyormuş” dedirtir mi? Vijdana getirir mi? Ah insan; Musa ile Firavun arasındaki sarkaçta gidip geliyorsun. Sıkıldım pişmanlıklarımızı yazmaktan.

Yorumlar

  1. Kuytusunda şeytan gezdirmeyen yatakların,düşülmemiş tuzakların, yazmaktan sıkılmayacağımız pişmanlıkların şerefine o vakit.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bir kadeh kaldırmak istersem ölümsüzlüğe kaldırmak isterdim :) abone olalım lütfen yazılarla buluşmaya devam :)))

      Sil

Yorum Gönder

Bunlarda İlginizi Çekebilir.

Kafam Artık Rahat

Yasama Yürütme Yargı