Ömür Geçiyor

Bazen söze nereden başlayacağını bilemez insan, hani her doğrunun her yerde söylenmeyeceği gibi bir şeydir dilin ucundan geri döner. Yine nereden başlayacağımı bilemiyorum. Yazılacak, yapılacak, anlatılacak o kadar çok şey var ki, keşke bir o kadarda vaktim olsa, neler sığdırabilirdim cümlelere ama bir yerden başlamak lazım yine de…
O zaman önce zamanı nelere harcıyorum ondan başlayalım, vakit nakittir sonuçta. Tabi düzenli hayata geçtiğimizden beri düzenli bir işimiz var günün dokuz saati burada geçiyor. Hani sevmediğimiz işlerde çalışıp ihtiyacımız olmayan şeyler alıyoruz. Tabi anladım ki aldıklarımız kendi zamanımızdan verdiğimiz borçlarmış, zorlamayın bir gün siz de anlayacaksınız…
***
En son bir doğum günü yazısı yazmıştım blogu takip edenler varsa hatırlayacaktır hatırlamayanlar için buraya tıklayabilir. Yaş oldu 34 hayatın orta sahasına girmek üzereyim, hayatını tufan içinde geçirenlerle kıyaslarsam henüz berabere sayılırız. C.T. TARANCI gibi “benim mi Allah’ım bu çizgili yüz’’ demiyecem doğanın bir dengesi var. Bunu da bir önceki yazımda her yıl gelen ihtiyarla yaptığımız konuşmada biraz anlattım zaman diye bir şey var…
***
Kızım Nisan 1 yaşına girdi nasıl bir mühendisliktir çözemedim. Yaşına girene kadar emekleyen bebek yaş gününde ceylan gibi sekerek yürümeye başladı. Bazen, niye! insan da ceylan yavrusu gibi, doğduktan bir hafta sonra annesi ile aynı hızda koşamıyor demek istediğimde, ceviz ağacının dibinde oturan Nasrettin hocanın kabak ile cevizi kıyaslarken kafasına ceviz düşünce; “Allah’ım sen işini bilirsin’’ deyip kapatıyorum üstünü dosyayı açıp derine inmeden. Ben 28 kızım 30 Ekim doğumlu aramızda bir gün olsa da 92 yıllık bir Cumhuriyet var. İnşallah Cumhuriyet gibi  92. yılına sağlık sıhhat için de çıkar.  Çocuk konuşarak değil davranışlarla eğitilirmiş bunu da öğrendik kayıt makinası gibi bu gün ne görse yarın aynısını taklit ediyor. Dünyanın en zor işini nasılda gönüllü bir köle gibi yapıyoruz nerden geliyor bu sabır, bu koşulsuz sevgi nerden geliyor. Bazen mutluluğu haftasonu 10 da kalkmak ya da öğlen 12 de uyursa hemen biz de yanına kıvrılıp uyumak kadar güzel bir şey olduğunu hayal ediyorum. Böyle dediğime bakmayın oysa ki; bir yıl önce hayal ediyorduk, ikiz olsa, biri kız biri erkek olsa ikisi birlikte büyüse derken, bir kan pıhtısından yaratan mabud hangi dağa ne kadar kar vereceğini biliyormuş. Siz içinizden geçiriyorken ben de söyleyim. Her çileye razıyız yeter ki sağlığı yerinde olsun. Eşime hep diyorum sizlere de söyleyim. Çocuk yetiştiriken evi temiz tutmak, kar hala yağarken kapı önünü süpürmek gibidir. (Phyllis Diller)
***
Uzun süredir fırsat buldukça üzerinde çalıştığım www.yazokusun.com’ un arayüzünü değiştirdim biraz daha işi var fırsat buldukça düzenleyeceğim inceleme vaktiniz olursa gördüğünüz eksikleri iletebilirsiniz.  Artık bütün arşivimi ve yeni çıkan günce ve denemelerimi bu sayfadan okuyabilirsiniz. Çok değerli bir arkadaşımın gönül hikayesini dinledim geçenlerde, bana tavsiyede bulunmuştu “iki hayali karakter yaratsan onları bir isimle adlandırıp benim hikayeme benzetsen olmaz mı ?’’ demişti. Fırsat buldukça bu hikayeyi yazacağım ama karakter konusuna henüz karar veremedim. Bana iki tane isim lazım, Aslı ile Kerem, Ferhat ile Şirin gibi yoksa Sedric ile Medric mi olsun J tavsiyeleriniz değerlendirilecektir…
***
Zaman bir yaştan sonra çok daha hızlı geçiyormuş sanki “yarına çıkar mıyım bilmem’’ demeye başladım. Gençliğim yavaş yavaş kayıyor elimden buna engel olamamak çok kötü ama Ademoğluyuz işte Musa ile Fravun arasındaki sarkaçta gidip gelirken bir bakmışsınız ki ömür bitmiş artık sarkacın ne tarafında kaldıysanız tercihiniz mi deyim kaderiniz mi size kalmış. Şöyle bir baktığımda arkama; ilk dizim kanadığında müşfik bir nefes dizime üfleyeli 31 sene olmuş, ilk harfi yazalı 27 yıl, ilk kravatı takalı 21 yıl, ilk aşkı tanıyalı 18 yıl, ilk hatıra defterini yazalı 17 yıl, ilk kavgamı edeli 16 yıl, okul biteli 12 yıl, askerlik biteli 10 yıl, işe başlayalı 9 yıl, evleneli 3 yıl, çocuğum olalı 1 yıl olmuş nasılda geçmiş zaman fotoğrafları sarardıkça aynadan uzaklaşırmış insan… Ve çocukluğum hani şu büyüdükçe küçülen yüreklerin dünyası yüzyıl kadar uzak geliyor bana ve zaman ilerledikçe artık hayal gibi geliyor bana..
Kış kapıyı aralıklarken ben baharı bekliyorum yüzyıllık bir hasrete tutsak mahkum gibi, açacak yine sarı çiğdemlerim o hoyrat dağların eteklerinde ven bir sabah sessiz sedasız geleceğim yine…
Avcumda ateşle döneceğim sokağına toprak uyandığında bahar geldiğinde…

Yorumlar

Tüm Hakları Saklıdır. © Yazokusun