Bir Şeker Kokusu

Fotoğraflarımız sarardıkça aynadan uzaklaştığımız gibi, çocukluğumuzla aramız açıldıkça, maziyle bağlarımız daha bir güçleniyor sanki…
Hayat denilen hoyrat dünyanın inişli çıkışlı merdivenlerini tırmanırken hiç dönüp arkaya  bakmıyor insan, yaş ilerleyipte inişe geçtiğimizde ilk basamakları merak etmeye ve özlemeye başlıyoruz…Bayramlar, işten ve büyük şehirlerin kapitalist düzeninden kaçmak için birer tatil vesilesi haline geldiğinden beridir eski bayramların sesi ve kokusu çınlamaya başlıyor kulağımızda…
İftarda gümbürtüyle patlayan ramazan topunun sesi…Akşam, önce ezanın, sonra TRT de “Allahım sana inandım, sana sığındım” diyen spikerin davudi sesi…
Yeni bayram papuçlarıyla boş tarlada top oynarken annemin “Oğlum yazık değil mi, yeni aldık daha” diye sızlanan sesi… Mezarlıkta sulanmış toprak kokusu…
Gün ışığıyla evde bayram temizliğinden artakalan kesif sabun kokusu…Sokakta mantar tabancasının barutuyla çatapat kokusu…
Yıldızlı, ayazlı, asude gecelerde sobadan tavana vuran ışığa eşlik eden yanık odun kokusu…
Bayramda vaizin sesi ile az biraz çorap kokusu…
Çoğu zama karışırdı sesler kokulara…

                                                        ***
Son zmanlarda tv de eski bayramları arayan yaşlı bir çiftin reklam filmi hepimizin içini burkuyor. Bayram sabahı en güzel elbiselerini giyip tül perde arkasından evlatlarının yolunu bekleyen yaşlı çiftin nafile bekleyişi üzüyor bizi…
Onların hayal kırıklığında günümüzün yalnız bayramlarının hüznünü yaşıyoruz.Bayramı anne babasından uzakta tatil yöresinde geçirenlerimiz vicdan azabına sürükleniyor.Tabi filmin finalinde akşam olup da kapıyı davulcular dışında çalan olmayınca yaşlı çift, hazırladıkları şeker yığınının ardında gözyaşı döküyorlar.Ve reklam filmi, istersek bu finali değiştirebileceğimizi gösteriyor.Peki değiştirebilir miyiz bu finali?…O şekerden bir paket yaptırıp ebeveynlerimizin kapısını çalıp onları mutlu edebilir miyz?.Biraz zor…Çünkü bayramda terk edilmişliklerine gözyaşı döken çiftin çocukları muhtemelen, bu tatili fırsat bilip yine bir dönem televizyonlarda yayınlanan bir başka reklam filmine uyup sırt çantalarını yüklenmiş, kovboy şapkalarını takmış ve dünyanın kaç çizgi olduğunu görmek üzere “Ben özgürüm” şarkıları söyleyerek kendilerini Anadolu’nun kıraç topraklarına vurmuştur.Ana babaya ise düşe düşe bir dağ başından iki-üç dakikalık bir telefon sohbeti düşmüştür.
Napcak şimdi bu gençlik ?Bir filme uysalar evde “anaları ağlıyor”, öbürüne uysalar “özgür” olamıyorlar.Reklamcıların aralarında bir karar varıp, hangi yaklaşım doğruysa o konuda bir reklam filmi yaparak bu çelişkiye son vermelerini bekliyoruz. Şaka bir yana dostlar, nicedir bayramların çoğumuz için tatil dışında bir anlam taşımadığı doğru… “Hayırsızlıktan” mı? onu bilmem.Bana göre  basit bir nedenden:Son 100-150 yıl içinde yaşadığımız hayat tümüyle bizi kulatmış durumda…Sanayileştik, modernleştik, tüketimle, para kazanma hırsıyla tanıştırıldık.
Sevmediğimiz işlerde çalışıp ihtiyacımız olmayan şeyler aldık.Daha iyi yaşayabilmek, daha çok harcayabilmek için daha çok çalışmamız gerekti. 
Gündelik yaşamın temposu arttı. Mesai saatlerimiz uzadı.Boş vakitlerimizin bile kontrolünü kaybettik.Geleneksel hayatın ağır ve asude akışı kayboldu.Geniş ailemiz parçalandı.İnsancıl ilişkilerimizin sıcaklığı, yeni hayatın mekanik dişlileri arasında un ufak edildi.Hoyrat bir koşuşturmaca içinde kimse kimsenin halini sormaz, halinden anlamaz duruma geldik.Niye sadece “gelişmiş” ülkelerde yaşlılar için bakımevleri var sanıyorsunuz?.
Niye her cuma saatinde hoca mimberden inerken hep aynı ayeti ve meailinde ‘’akrabayı gözetmeyi emrediyor’’ sanıyorsunuz.Çünkü “Gelişmenin bedeli” bu terk edilmişlik…
Yani demem o ki, bugün bize o ana babanın yalnızlığını hatırlatanların, o tüketim endüstrisinin payı hiç de az değil…Durum böyleyken bu finali değiştirebilir miyiz?Zor, ama yapabilirsek, bence değişen sadece şeker alışverişi olmayacak…Bizi yalnızlığa iten bütün o vahşi rekabet koşullarını, başkalarının sırtına basarak kazanma hırsını, başarıya endekslenmiş hayatlarımızı, tamamen maddileşen insan ilişkilerini de değiştirmek gerekir.

***
 Ben bu bayram evdeyim, eşim hasta kum döküyor çocuk evi ocağı.
Sahurdan kalma alışkanlık henüz uyku çökmedi, hava sıcak tam da memleket havası ha, balkondayım… 
Bizim sokak başta olmak üzere sanki tüm şehir terkedilmiş gibi sessiz sedasız…Siz hangi reklam filmine uydunuz onu bilmem ama bana göre sıla-i rahim iyidir.Yolun devamı yolculuk, sonu sıla ve vuslattır…
Burda pek bayram havası yok ama hava yıldızlı…
Kalbimde Ümit Yaşar OĞUZCAN dizeleri; Farzet ki doğup büyüdüğün yerlerdesin / Caddeler aşina insanlar tanıdık / Velhasıl yine o eski günlerdesin…Dedim ya bayramların sesi ve kokusu vardı eskiden,O yıldızlı asude gece gök kubbeyi terketmeden.Hepinize eski bayram tadında bayramlar diliyorum.

Yorumlar

Bunlarda İlginizi Çekebilir.

Kafam Artık Rahat

Yasama Yürütme Yargı