Bir Çıraklık Hikayesi

Nereden başlasam ki, geçtiğimiz iki ayın stresini yazmaya…
Adet yerini bulsun diye önce güzel olanları anlatayım.
Şükürler olsun, Zeynep Nisan’ı bahara kavuşturana. Beşinci ayı doldurdu, kafasını tutmayı öğrendi, ellerini ayaklarını farketti, çevreye merakı başladı derken artık kanepede tek başına bırakamıyoruz. çünkü kendi ekseni etrafında dönmeye başladı….
Kedi gibi yattığı her yere saçları dökülüyor peşinden tekrar saçlar çıkıyor. Bir kaç ay öncesine kadar eve misafir geldiğinde kaldırılan kanepe örtüleri şimdi misafir gelince seriliyor.
Niye mi ?
Çünkü biz bebek bakmayı öğrenene kadar, bebek, iki kanepenin de icabına baktı. Canı sağolsun…
Son bir aydır artık saati kurmuyorum çünkü sabah altıda kalkıyor hadi uyu nasıl uyursan…
Dert yanmıyorum, sadece hafızamın oluşmadığı,bıngıldağımın kapanmadığı günlerimde nasıl bir şey olduğumu öğreniyorum.
Ve dünyadaki en zor işi ne kadar severek yaptığımı, minik bir el burnunu sıkınca anlıyorum.
”Anne,baba olunca anlarsınız” diyeni şimdi çok iyi anlıyorum…

***
Harranlı bir işçiydim, dediler ki; ” Kadro vereceğiz güvencen olacak, özlük hakların iyi olacak, tediye ikramiye vereceğiz bir kaybın olamayacak” dediler, kabul ettim, mecbur edecektim zaten. Şimdi sendikalı bir işciyim, özlük haklarına sözüm yok ama finansal olarak kayıp var…
Hatırlatayım yine emekçiyim, yine emeğimin ve emekçi kardeşlerimin peşindeyim…

***

Eşimin doğum izni bitmek üzereydi. Bebeğe bakacak biri lazım, mecbur kayınvalideye yakın bir yer de oturacağız. Cebeyi’ye gitsek bin lira kira en iyisi ordan bir ev alalım da kirayı faize verelim birazda kendi havuzumuzu dolduralım dedik. Sonra ev araştırmaya başladım siyasal bilgiler fakültesinin etrafından. işin ucuzuna kaçıyordum e emekçi adamız sonuçta napiyım. Buradaki evler çok eski yirmi tane ev baktık hiç birini beğendiremedim. En son eşime, siz evi bulun ben pazarlığı yapayım dedim. Önce Trabzon’lular böyle diyordum, sonra öğrendim tabi aslında kadınlar böyleymiş…

Bir ev bulduk, adam gavur mu gavur, pazarlığa yaklaşmıyor, emlakçılar da zaten üçkağıtçı. Adam 260 binden aşağı inmedi. Evi almak isteyen var ama yaşlılar asansör arıyor gençlerde para yok. Emlakçıyı kafaladım, bir çorba parasına adamın evini iki ay kimseye sattırmadım. iki ay sonra evi 230 bine aldım. Ben de az değilim ha, kafaya takmıştım çünkü buralarda başka düzgün ev yok…
Mal sahibi tapu masrafına yaklaşmadı anladım ki devletten daha büyük soyguncu yokmuş, yedi bin lira tapu masrafı ödedim anahtarı aldık.
Evin içi dökülüyor, dedik ki bunu yaptıralım. Bir gavurdan anahtarı aldım derken bir üçkağıtçıya anahtarı verdim. Yazdım sözleşmeyi imzaladık adam yıktı evi. Hakkını yemeyim adam üçkağıtçı da olsa cömertti ama gel gelelim eve gelen ustaların hepsi gavurdu. Cam ustası camları yanlış taktı buharlama oluştu camlar değişti. Kapı ustası kapıları düzgün takmadı terazileri bozuk oldu, su tesisatçısı suyu yanlış bağladı, elektrikçi prizleri ters düz bağladı, fayanscı elektrik prizlerinin üzerini kapattı,boyacı tamamen serbest çalıştı derken bir tek laminant ustası edebiyle ve hakkıyla iş yaptı. Burada bir parantez açayım;(Eski içanadolunun eli marifetli ustalarını kurumsal firmalar kapmış, adama gerekirse on bin maaş veriyor dışarıya göndermiyor. Kafası çalışan ustalarda kendi işlerinin patronu olmuş durumda. Şuan piyasanın tekeli Yozgatlıların elinde, el işciliği ise Kars’lıların elinde, böyle bir işe kalkırşırsanız, ya Yozgat’lı ya da Kars’lı ile çalışmak zorunda kalıyorsunuz, paranız çoksa kurumsal firmalar maliyetin iki-üç katına yapıp veriyor.)
İşi biten usta gitti. İşi verdiğim firmanın sahibine tüm kusurları tek tek gösterdim. Çıkan maliyeti adam tekrar karşıladı eve tekrar farklı ustalar geldi. Aynı berberlerin birbirini beğenmediği gibi, gelen usta öncekine sövdü. Ben de; edebinizle yapın kulağınızı çınlatmayın dedim yapıp verdiler. Bu sektörde çalışan dürüst adam yok, en iyisi bile üçkağıtçıymış, usta milleti kadar gavuru da yokmuş…

Yorumlar

Bunlarda İlginizi Çekebilir.

Kafam Artık Rahat

Yasama Yürütme Yargı