Bayram Günü

 
Adres sormaz serseri bir kurşun değilim ama bu bayram farklı yerlerdeyim…
   Beşik dağının eteğinde, Karadeniz Sahil Yolunun kenarında  Beşikdüzü’nden yazıyorum. Yol boyu uzanan yeşil tel örgü denizi haps etmiş. Kıyıya, ya alt ya da üst geçitten geçiyorsun. Kader çizgisi nasıl ayırmışsa seven gönülleri, bu yolda ayırmış insanla denizi… Her beş saniyede bir araç geçiyor önümden. Bir şerit doğduğu bir şerit doyduğu topraklara götürüyor Ademoğlunu…
Başkentte yaşayanlar ile hükümetin arasında uzayıp giden bir dilekçe ve silsile zinciri, buradakiler ile sadece bir kuyruk mesafesi var. Bu yolu kesersen kuyruk, Ankara’ya kadar uzar ve Hükümetin boğaz yolunu bile tıkar.  O yüzden hükümet arayı iyi tutar buradakilerle çünkü tarihte örnekleri var….
   Alt geçitten karşıya geçip fenerin dibinde diz boyu girip oturdum denize. Önümde çarşaf gibi serilmiş masmavi Karadeniz, arkamda heybetiyle yemyeşil Beşik dağı. Mavi olan umut vadederken yeşil olan huzur veriyor…
Sonra fındık bahçelerinde yazılan bir sevda türküsü dolanıyor dilime, Laz Ziya gibi eski bir gramofondan dinlercesine; Sis dağının başlarida püfür püfür esiyi / Baban bu yıl kurbani çifter çifter kesiyi / Oy asiye asiye/ …
    Bu topraklarda her türkünün bir hikayesi var. Kimi sıla kimi hasret kimi sevda söyler.  Ama nesiller boyu süregelen sevda türküleridir. Kim bilir kaç sevda mektubu yazılmıştır umudun bu kıyılarında, Kim bilir yazılıp yollanmamış  kaç sevda mektubu batmıştır mavinin dehlizlerinde yatan kağıttan gemilerde. Kim  bilir ne umut yüklü gemiler kalkmıştır, bu yıkık harap limandan çiçek açmış bir kiraz ağacı hayaliyle ufka doğru yol alan…
  Ben de aynı sevda türküsü ile geldim bu şehre.  O’ da benden habersiz geçmiş yıllarca benim topraklarımdan…  Bu yol birleştirdi bizim kader çizgimizi şimdi aynı yoldayız… Hem kudret kaleminin sahibi yazmış işte, bizim ne haddimize…

Yorumlar