3 Dakika ile Uçağa Yetişmek

Bu yazıyı Çanakkale merkezde bulunan büyük truva otelinden yazıyorum. Odaya yerleşene kadar ki yaşadığım durumu anlatmaya çalışacağım. Sisli ve ayazlı bir başkent sabahıdır. Gideceğin yer de güneşli, soğuk rüzgarlı bir devrin battığı yerdir. Pazar sabahı saati oyalanma ihtimalini de düşünerek 05:30 a kurarsın. Buraya kadar bir yolculuğa çıkacak herkesin yaptığı normal işlemlerdir ama aslında her şey buradan sonra başlar…
3 Dakika ile Uçağa Yetişmek
Bir ara uyanıp saate bakarsın, hani normal bir mesai günün de zorla uyanır yataktan sürünerek kalkar
kafanı közünü kaşıyıp sağa sola çarparak ayıkır kendine gelirsin ama bu öyle bir şey değil, saate baktığın an da “amaaan tanrımm” didim. Hiç açılmayan uykum en nefret ettiğim su şakası gibi kafamdan buz gibi su dökülmüş derecede nefes nefes attım kendimi yataktan. Akşamdan hazırlamıştım bavulu saat 7:06, iki pantolon daha koyacaktım. Hemen yüzüme iki avuç soğuk vurdum bir kazak alacakken tüm dolabı indirdim yere, eşim bir taraftan koşturuyor ben bir taraftan, ulan nasıl panik yaptımsa atkım bile boynuma olmuyordu. Leptop çantasını boynuma astım koştukça karnıma boksör yumruğu gibi iniyor, kemerimi atkımın üstüne taktım leptopum ağırlığı ile boynuma dolandı sıkıyor boğazımı,çoraplar cebimde sırt çantası bir elimde takım elbisem bir elimde indim sokağa, koştukça pantolon iniyor bir taraftan da onu tutuyorum. Hava -5 derece yüzümü kurulamadım koştukça buz gibi su dondu yüzümde kirpiklerimi zor oynatıyorum ağzım burnum suyun aktığı yön de yamuldu. Caddeye çıktım taksi durağını gördüğüm an da; dayaktan kaçar gibi ”takiii -takiii, ıslıık -ıslıııkk” başladım bağırmaya hemen çıktı şoförler dışarı biri koştu geldi aldı elimden çantayı.
-”Noldu abi bu telaş” söyleniyorlar.Uçak kaçacak uçak diyince sıradaki taksici sevinse de diğerleri kedini ciğere sulandığı gibi ağzını burnunu yalayıp içeri girdiler.
Yirmi beş Yaşlarında genç bir delikanlı; ” Kaçta abi uçak ?”
08:30 da, saat olmuş 07:23 yol en az 60 km. Dedim sen beni Belko Air’e ya yetiştirirsen ben uçağa yetişirim.
GAR’ın oraya geldik bir kalabalık ki mahşer yeri, Ankara Arena da Hükümetin; ”Genç kal dünyayı değiştir” sloganıyla buluştuğu gençlik kolları kongresi var. İnsan dan otobüsten geçilmiyor yollar. Belko Air Durağının 300 metre gerisinde taksici” Abi durak orası ama oraya giremeyiz dilersen ben götürürüm indirimde yaparım” dedi. Kemer halen boynumda yağlı ilmek gibi duruyor. Baktım durağa gidilecek gibi değil ama otobüste dörtlüler yanıyor kalmak üzere, binsem de yetişilecek gibi değil bas yetiştir beni dedim. Sağdan, soldan, kaldırımdan, yoldan çıktı taksici bulvara; ”Hiç merak etme abi yetişiriz” dedi. Tamam dedim dikkatli git. Çanakkale’ye gün de bir uçak bir sonraki uçak ertesi gün, beklesem olmaz, dönüp otobüse binsem 13 saat yol çekilmez. bu arada başladık taksiciyle pazarlığa; ” İndirim-indirim diyorsun nedir numaran söyle bakalım” dedim. Kendisi kemerini takıyor.
-”Kemerini tak abi” dedi. Kalsın boynumda birazdan üst aramasından geçişte yine çıkarttıracaklar diyorum.
-” Emniyet kemerini tak abi emniyet kemerini” diyor. Meğer taksici heyecan arıyormuş.
(Var ya bu hükümetin strateji uzmanları bazı yerler de kitlelerin damarındaki kanın rengini çok iyi biliyor.) Çocuk açtı dörtlüleri öyle bir gidiyor ki yolda, elimle emniyet kemerini tutuyorum. (Şimdi bu çocuk genç kalsa nolur! nolacak, dünyayı ele geçirirdik heralde…)
Bu arada bağrıyorum çocuğa; kışlık lastiğin var mı ? hava yastıkların çalışıyor mu ? abs esp var mı ?
-” ESP mi ? haa o ben de abi. diğerleri de araba da var abi korkma” diyor. Yol boş tabi yapıştırdı protokol yoluna çıkınca ne verdiyse basıyor.
Taksimetreye bakıyor gözüm bir ara arabanın hızı sandım saniye gibi çalışıyor. Dedim ” bu ne bu, ne bu hız göstergesi değil heralde bunu bi konuşalım diyorum. Tabi düştük ya denize, fırıldak bu bayramda satılır. Fırsat bu fırsat saldı taksici kobrayı, paçaları içine koysam da faydası yok sarılacağız bu yılana.
-”Ha o mu abi ben şoförüm bunda pek fazla bir şey yapamam” dedi.
‘Senin olmayan arabada bu resim kimin ikizin mi ? yanındaki de yenge galiba maşallah yakışmılar da deyip ruhsat bölümüne astığı fotoyu gösteriyorum.
-”Sen ne kadar vercen abi”diyerek:
Taksimetreyi gösteriyor bana durum ortada der gibi.
Bu arada da yapıştırdık gidiyoruz yavaşlama yok.
Hemen çektim üç kart yalandan kim ölmüş.
Falanca dr a git selamı mı söyle sülaleni muayne ettir, felanca memura git ne işin varsa görsün, Filanca yere yolun düşerse selamımı söyle seni ağırlasınlar, al şu kalemi Ankara’ ya vali olursun, al şu kartı tüm mekanların kapısı sana açılır diyorum ama ikna edemiyorum.
-”Abi sen gönlü zengin adama düştün biz halden anlarız canını sıkma” diyor:
Diyorsun ama ne alacağını halen söylemiyorsun.
En son dedim; ”Ankara dan Çanakkale” ye otobüs ne yazıyorsa onu, üzerine de bi onluk daha eklerim başka da bir şey veremem dedim.
-” Olur mu abi 13 saatlik yolu 20 dakka da getiridim biz de şoför esnafıyız” falan fistan dedi ama çektiğim kartlardan biri gerçekti ayrıca durağa komşuyuz yine karşılaşırız yine görüşürüşcez insan insan her zman lazım deyip ikna ettim anlaştık. İyi bir pazarlık oldu helaleşip bıraktı beni havaalanına, buraya kadar tek bir adamla uğraştım buradan sonra hem personelle hem yolcularla…
Apar topar indim taksiden koşuyorum ilk arama noktasına: aferdesiniz- afedersiniz, pardon uçağa yetişeceğim çok az vaktim var geçebilir miyim, diye diye güvenliğin önüne dikildim. Hızlıca ilk arama noktasından geçip ikinci arama noktasına doğru koşuyorum kuyruk ki 100 metre nasıl geçeceğim buradan diye kafada da kuruyorum. Bu arada mobil biniş kartını mobil netten açmaya çalışıyorum öyle koşturuyorm ki mobil net bile hızıma yetişip bir sayfalık biniş kart bilgisini yükleyemiyor. Daldım kalabalığın arasına: Ah o toz kondurmadığım canım takım elbisem, kırışır deyip elimden bırakmakdığım gömleklerim, bir kılıfın için de pazar torbası gibi tuttum bir kenarından sürükleyerek gidiyorum döküleni toplayarak daldım kalabalığa; Aferdesiniz, pardon, uçağam kaçıyor, açılın ben doktorum, değmesin yağlı boya, bi geçebilir miyim, sonraki uçak yarın sabah nolur bırakın gideyim, özür dilerim, sorrry, please diye diye güvenliğin önüne geldim. İşte o an, ”Laynnn” diye bağırmak geliyor içimden ama elit ve saygın kişiliğime zarar gelmesin diye; ” çok afedersiniz geç kaldım” diyorum. Neyse ki uçuş kartını mobil internet ile biraz zorlansam da açtım kartı kapıdan geçirdiler. Saat 08:17 Bekleyecek vakit kalmadı. Bu kez arama noktasından çıktığım gibi eşyaları toplamadan o gri leğeni kucakladım koşuyorum kemer düşüyor atkı düşüyor gözüm uçağın kalkacağı yeri arıyor derken hareket saatlerini gösteren ekranın önün de dikiliyorum artık ter akıyor. Baktım uçağın kalkış saatine iki dk var hemen yanında ETD 09:15 yazıyor. Bu demek oluyor ki benim uçak rotarlı gidecek daha tam tamına 45 dk var. Sonra eğip boynumu döndüm geri leğeni yerine koydum. Atkımı bi güzel bağladım, kemerimi taktım, takım elbisemi düzeltip yeniden bir elime aldım, sırt çantamı sırtıma, leptopumu omuzuma taktım. Geçip bir pencere kenarına sisli başkent sabahını izlerken her şeyi baştan aldım. Sabah alarm çaldı kalktım hazırlandım, kahvaltımı yaptım, rahat rahat toparlanıp çıktım ev den aheste aheste aynı yolu buraya kadar tekrar geldiğimi düşündüm. Sonra kapadım gözlerimi dinliyorum; bir uğultu geliyor sağımda bavulunu sürüyerek giden kalabalıktan, bir uçak inerken acı bir yakarışla bağırıyordu lastikleri.
Orhan Veli’nin İstanbul’u dinlediği gibi…
Not:Ve geri de kalbiniz bıraktıysanız, mutlaka geri dönersiniz.

Yorumlar

Bunlarda İlginizi Çekebilir.

Kafam Artık Rahat

Yasama Yürütme Yargı