Yazı Dilden Anlamalı

Bir kez daha anladım ki, hiç değişmeyen yılbaşı haberlerini okuyunca kitlesel iletişim araçlarından insanlara seslenmenin belirli zorluğu var.
Bir cenaze evine gitseniz kapıdan girdiğinizde acıya ortak ve empatik bir hicranla selamlarsınız acıyı yaşayanları.
Yılbaşı kutlamasına sere serpe bir heyecan ve coşkuyla gidersiniz.
Halet-i ruhiyeniz taziye ziyaretinde farklı; maç hezimetinde farklıdır…
Fakat bir klavye başında içinizden geçenleri yazıyorsanız, bir tv ekranında ya da bir radyo mikrofonunda sohbet ediyorsanız hangi koşullarda kimin dünyasına, hangi eve nasıl girdiğinizi bilemezsiniz.

Okurlarınız,dinleyicileriniz yada sizi takip eden kitle hiç tanımadan yazıştığınız bir chat ya da mektup arkadaşı gibidir. Sizi; okurken,dinlerken, izlerken hagi ruh halinde olduğunu, o an aklında nelerin uçuştuğunu bilemez ve tahminde edemezsiniz.
Bu durumda boşluğa bıraktığınız cümleler, bazen onun ruh haline denk gelir ve tam gönlünden fethedersiniz; çoğu zaman ise  hangi dilde olduğunu kestiremediği yabancı bir lisanmış gibi, ne dediğinizi anlamaz. Ya sayfayı, ya kanalı, ya radyo istasyonunu değiştirir o da yetmez zoruna gider küfür eder.

Bir hastane odasında refakatçi koltuğunda, iki büklüm sabah etmişsinizdir. Gece uykusuzluktan torbalanmış halkalarla harelenmiş gözlerle nihayet güneş doğmuşken radyo kanalındaki pür neşe ses, ‘’Hadi hadiii, tembelliği bırak,uyan artık’’ diye dürtükler.
Su borusu yarılmış ya da sel basmış bir evi süpürenin ekranında cömert dekolteli sunucu yeni yılın herkese huzur getireceğine dahil kehanetler savurur.
Yılın son gecesi kuytudaki bir atm kulubesin de serhuş, yere serdiği gazetede sabah ayıkmak için bulduğu reçeteyi okur.
Okurlarınıza, izleyenlerinize,dinleyenlerinize uzun ve sağlıklı bir ömür dileyen cümleleriniz, gider önceki gece annesini kaybetmiş birini vurur.
Bıçaklanmış bir dal gibi sevdalısından ayrı düşen adam, sunucunun ‘’ Hadi saat 12… şimdi sokulun birbirinize’’ diyen sesiyle kahrolur.
Ekranda,radyoda oturmuş klavye başında yazı yazan biri aslında yankı tepesine çıkmış ve uçcuz bucaksız ovaya sesini bırakmıştır…

Aslında anlattığı kendisidir.
Sabahları tembellikten kalkmayanda kendisidir.
Bir ocak sabahı mide kramplarıyla uyananda  odur.
Sevdikleriyle uzun bir ömür arzulayan da...
Birazdan sevdalısına sokulup uyuyacak olan da…

Lakin ayaklarını uzatamadığın bir refakatçi sandalyesinde güneşi beklememişse hiç,
evini bir gece uyandığında sular altında bulmamışsa,
çok yakın bir sevdiğini yitirmemiş,
ölesiye sevdiği sevdalısından bir an da kopup dağılmamışsa,
Modern atm kulübelerinin ne işe yaradığına kafa yormamışsa,
sadece kendi bildiği dilden çalıp söyler kalemi…

Oysa bu konuda ‘’çok dil’’ bilmeli halden anlamalıdır kalem sahibi.
Az önce morgda çocuğunun cesedini teşhis eden bir annenin dilinden anlamalıdır.
Hücrede bir müebbedin terkedilmişliğini cümleye dökebilmelidir.
Mağaza vitrinleri reklam afişleri kampanyalar aynı dilde bir alışveriş seferberliği ilan etmişken o, haciz gelmiş biçarenin yardımına koşabilmeli, onu çıktığı tabureden ilmeğini çözüp indirebilmelidir.
Bir köşede yazanında, ekranda,radyoda konuşanında yankı tepesinden bıraktığı sesin,hasta yatağına,morga,zindana,intihar taburesine uzandığını bilme sorumluluğu vardır.
O zaman yazı dilden anlamalıdır…

Dipnot: Modern tıp dünyası diyor ki; ‘’Özel günler sendromu’’ eğlenmek içi ıkınma hali, kalıcı metabolizma bozukluğuna sebep oluyormuş.Yılbaşı, eğlence terörünün tavan yaptığı gecedir. Siz onunla ilgilenmesiniz de o, sizinle ilgilenir.
Tavsiyem şu: Fazla ıkınmayın. :)

Yorumlar