Size Çıksa

Adamın biri umuda sarılıp piyango bileti alır ve bileti ağaç tutkalıyla kapının arkasına yapıştırır. Aradan birkaç gün geçtikten sonra televizyonlar, talihliyi adamın yaşadığı mahalle de aramaya başlamışlar. Durumu öğrenen adam hemen bileti kontrol eder kapıyı söktüğü gibi piyango dairesine koşar…
Akıbeti bilinmiyor…
  Ben bildim bileli babamın piyango bileti aldığını görmedim. “Umut fakirin ekmeğidir.’’ Deyimi anonim olsa da ben ilk babamdan duymuştum. Bilet almazdı ama bu hikayeyi her yıl anlatırdı.

                                          Size  Çıkarsa Ne Yapardınız…
  “Ah bana çıksa” dedirten büyük ikramiye, çıkanların çoğuna aile içi kavgalar, aniden çıkagelen akrabalar, haraç isteyen mafyalar ve pişman etiren derin mutsuzluklar getiriyor.

   Her çekiliş öncesi, umut kuyruklarında bekleyenlere “Büyük ikramiye size çıksa ne yaparsınız” sorusu sorulur.
Cevaplar tek ağızdan çıkmışçasına sabittir:
“Ev alırım… araba alırım… Muhtaçlara dağıtırım…”
Servet harcamalarında sınırlarımız dardır. Ama her yeni servet sahibinin daha da acil bir eylemi vardır:
Eşini boşamak…
İnternette okuduğum iki piyango milyonerinden bahsedeyim…
Ahmet Bayram birkaç yıl önce Türkiye’de hemen herkesin yerinde olmak istediği adamdı.
Çünkü o, “piyango zengini”ydi.

Milli Piyango’nun 2005 çekilişinde, çeyrek biletine büyük ikramiye isabet etmişti. 1 milyon 250 bin TL’nin sahibiydi…
9 çocuğu vardı ve işsizdi…
  Bayram’da ilk iş olarak eşini boşamış İstanbul’a taşınmış.
Ve gece hayatına dalmış.
Bu arada Ahmet Bayram kumara alışmış ve servetini kumarda harcamaya başlamış.
Sonrasını tahmin etmek zor değil:
Çeteler haraç için kapıya dayanmış. Tacizler başlamış. Bu arada kumar borcu arttıkça, satın aldığı gayrimenkulleri birer ikişer elden çıkarmaya başlamış.
Satacak mal kalmaynca garibanlığına geri dönmüş.
Eski evine sığınmış.
Boşandığı eşinden, üzerine yaptırdığı gayrimenkulleri satıp kendisine para vermesini istemiş. Olumsuz yanıt alınca tartışma çıkmış. Ve Ahmet Bayram, gece banyoya çekilip intihar etmiş.
***


Bir de adına belgesel çekilenler var
Başına talıh kuşu konup mutlu olanlar da vardır; ne var ki, onlar adlarının duyulmasını bile istemiyorlar. O yüzen nasıl bir hayat sürdükleri bilinmiyor.
Bilinenler ise genellikle kısa mutulukları hüsranla sonuçlananlar oluyor.
Bunların en tanınmış örneklerden biri de Mustafa Salgan
Üzerine “Kaybedebilme Kabiliyeti” adlı belgesel çekilmiş yoksul bir ayakkabı boyacısı. Kazandığını bilete yatırıyor ve tutturuyor ama “hayy”dan gelen serveti aynı hızla “Hu”ya gidiyormuş…
1979’da 100 bin liralık ilk ikramiyesini kazanmış, aç yattığı bir gecenin sabahına zengin uyanmış. Sonra 1982’de yeniden tutturmuş: 30 milyon lira…
1984’te bir daha: 15 milyon lira…1987’de 2 milyon lira…
Belgeseli çekildiğinde ise hala ayakkabı boyacılığı yapıyordu ve “Beni yanlış evlilik yıktı” diyordu.
***
Bana Çıkarsa
 Bana amorti dışında hiç ikramiye çıkmadı.Piyango kuyruğuna takılıp  “Büyük ikramiye size çıksa ne yaparsınız” sorusuyla karşılaşmadım ama cevap verme istediğim kabardı.
Paranın %75ini bankaya yatırır aldığım faizin tamamını yıllarca adını duyduğum fakat hiç görmedğim “Tüyü bitmemiş yetimi’’ bulur, kendi elimle ihtiyaç sahiplerine verirdim. Kardeşlerimle birlikte oturabileceğim bir apartman ve illa ki araba alırdım. Asgari üceretin çok üstünde bir maaşla en az 10 kişiye istihdam sağlayacak bir iş kurardım. Mafya izimi bulursa hesabını bankaya sorar, ansızın çıkagelen akrabalarımı iyi gün dostları olarak kaydederdim. Evlenene kadar servetimden hiç söz etmezdim. Beni, “ben’’ olduğum için kabul eden kadının ayaklarına servetimi sererdim. Zamanın da açılmayan kapıları kırar, geçtiğim köprüleri yıkar, mahşere bıraktığım hesapları sorardım…
Boğazımdaki düğümleri, kursağımdaki hevesleri, ertelenmiş coşkuları, yaşanmamış yılları, yazılıp yollanamamış mektupları bir bavula, kalan parayı bir bavula doldurup çevirirdim yer küreyi, parmağımın ucunda duran ilk ülkeye kestirirdim bileti…
Çiçek açmış bir kiraz ağacının hayaliyle,demir aldırırdım gönlümün limanındaki gemilere.
Yüzülmemeiş denizler,keşfedilmemiş sevdalar,hiç yazılmamış satırlar arardım.
Sonra da, nerede baharsa mevsim, ro­tamı oraya çevirip içindeki eski baharla­ra koşardım.
Gereiye paha biçilemez bir arşiv ve “çok okuyan değil, çok gezen bilir’’ savunmasıyla dönerdim…
***
 Bilirsiniz, bizim ülkemiz de “Fırıldak bayramda satılır’’ mantığı herkesin iştahını kabartır. Devlet bu sene umudun çeyreğini sekiz liraya satıyor. Benim devlet güvencesi altında olmasa da Kaf dağının ardına düşmüş umutlarım var. Sizi bilmem ama ben baba sözüne muhalif olmam.
“Umut fakirin ekmeğidir.’’
Peki…
Size  Çıkarsa Ne Yapardınız?
Herkese bol şanslar…
Yazan :Fatih © AYDOĞAN

Yorumlar