Kayıtlar

Karlı Gece

Resim
Cebecinin küçük bir sokağında evimiz, sadece açık öğretim kayıt yenileme dönemlerinde kalabalık olur sokağımız onun dışında iyidir. Huzur veriyor geceleri. Sokağa bakan salon penceresinin perdesini açıp bütün ışıkları söndürdüm. Tekli koltuğu ileri çekip kalorifer peteklerine ayaklarımı uzattım. Chivasa bu kez soda kattım. Arkamda, 3 yıldır aralık ayında kurduğumuz noel ağacının rengarenk ışıkları önümdeki pencereden vuruyor yüzüme rengarenk ışık dansını ve sokağı izliyorum...
Kar yağıyor karanlık bir gecede başkente, böyle devam ederse beyaz esaret sabaha teslim alır şehri, şuan sıcak bir evin pencere kenarından sokağı izleyenler için ruhunuza dokunan bir huzur vaad etese de sabah beyaz örtünün ıslattığı kaygan bir zemine basınca değişiyor hayatın rengi, gece ruhunuza dokunan sabah hayatınızı karartabiliyor...
Severim kar yağarken izlemeyi...
Sokak lambasına tepeden bakınca girdap gibi görünen kar taneleri yavaş yavaş beyazlatıyor çatıları, eşitliyor kaldırımlarla yolları, etekle…

Bir Dağ Yolculuğu

Resim
Bu topraklarda doğanlar bilir, Yayla
dayım. Yiğidin harman olduğu yer deyip beylik laflar etmeyeceğim. Kurdun kuzu ile koyun koyuna yattığı yerdeyim.
Yüzüme kırbaç gibi vuran bir ayazda çıktım yola yürüdükçe ısınabiliyorum. Sadece çocukluğu bu dağlarda geçenler bilir yazıda size yabancı gelen dağ isimlerini.
Sobayı çattım oturuyorum yaylada sobanın başında. Hiç dikiz aynasına bakmadan başkentten çıkıp geldim. Aklı olanın çıkmadığı bir yolda buz gibi havayı yarıp, şakağına gelir gibi yaklaşıp arabanın altından beyaz bir ok gibi geçen kesik kesik yol çizgilerini izleyerek çıktım şehirden. Önce trafik lambalarının bilindik renklerinde durdum. Sonra elmadağın tehlikeli yollarından geçtim. Çorum’a varıp Osmancık istikametine dönünce, yılan gibi kıvrılan tek şeritli yollarda bir tırın peşine takılıp yavaşça çıktım gölyazıya, ordan kırkdilimin ürkütücü kayalıklarından sessizce kayıp indim memlekete…

Benim birader avcıdır. Ben dağcıyım. Köyde var aynı kafada birkaç kişi sabahın ayazında to…

Madison Kasabasının Köprüleri

Resim
Zordur köprüleri yakıp yıkmak... Sıradan günlerin şefkatine, güzel sabahların mahmurluğuna alışanlar için, bir tan vakti aniden, dünden, bugünden vazgeçip, ruhunda hep saklamayı başarmış bir yarın heycanına tutunarak limandan açılmak cesaret ister.
Kurulu düzen rahat ve huzur doludur. İçine gömdüğün çocuğu, senelerce kınında iki yanı keskin bir kılıç gibi uyandırıp, savrulup ileri atılmak. Yaman bir karardır bu. Mağlup ama mağrur bir komutan edasıyla yeni seferlere niyet etmek. Çeker kolundan iç sesin; "bi sakin ol hele, bunca zaman bunca emekle kurduğun ne varsa hiçe mi sayacaksın" der. Diz yapmış pijamanızla gömülürsünüz oturma odasının sıcaklığına. Genellikle bugüne yenik düşenler, hoş bir hayal düşleyip dünde yaşarlar. Bedel ödemeyi kabul edenler ise, yelkenleri atlastan gemilerle, arkasında külden köprüler, köpükten çizgiler bırakarak bilinmeyen bir geleceğe doğru dümen kırıp giderler. Yakıp attığınız sırat köprüsüdür. Geçer ve orada kalırsın. Ya cennettir ya cehennem.…

Tüm Öğretmenlere

Resim
Siz hiç boş kaset doldurdunuz mu ?
Tarihte yazdığınız bir not buldunuz mu ?
Ya da bunu da saklayım ilerde lazım olur dediğiniz bir şey oldu mu
Şimdi bir bant kaydı açın ve ona bir şeyler söyleyin.
İyiden, güzelden, çirkinden, gelcekten, umuttan, hayallerden, güzel bir dünyadan bahsedin.
Şimdi bu kaydı durdurun.
Yeni bir kayıt başlatın.
Buraya da; nefretini, öfkenizi, kininizi, sevgisizliğini, sevmediğinizi, kötülüğünüzü, kaydedin.
Ve kaydı kapatın. Tozlu raflara kaldırın.
Bu iki kayıtta iki ayrı öğrenciniz var...

***
Onlar daha çocukken tanıdı sizi. Gözlerinde büyüttüler size özendiler. Kendi aralarında anlaşamadıklarında bile; "öğretmenimden iyi mi bileceksin o böyle dedi" ler. Sizi sevgiyle kucaklayıp gözlerinize bakarken onların yüreğine sevgi tohumları ektiniz. Boş bir tarlaya yeni umutlar serptiniz.
Gelecek çabuk geldi o ektiğiniz boş tarla yeşerdi. Ne görüyorsunuz. ? Yemyeşil bir tarla, türlü renkli çiçekler yeşertmiş, çalısında kuşlar, çiçeğinde arılar beslenmiş…

Ölüm Olmasaydı

Resim
"Ölüm olmasaydı nolur demişti" güneyde wseterosta yaşayan bir arkadaşım.Elinde kalın bir Dawn Brown kitabına bakarak; "Bu adamı da anlamak için elinde ansiklopedi olması gerekiyor" deyip kitabı oturduğu banka bırakmıştı. O gün bu gündür aklıma takılmıştı ölüm olmasa ne olurdu. Bu gün biraz bunu düşündüm. Abraham Linclon vampir avcısı filminde 3 asırdır ölmeyen adamın nasıl bir yalnızlıkta boğulduğunu, insanları vampirlerden korumak için 3 asırdır bitmek bilmeyen bir enerji ile nasıl savaştığını, ölmeyeceğini bildiği yalın kılıç vampir avlarında vampirlerin nasıl ortasına daldığı geldi aklıma. Ölüm olan bir dünyada ölümsüzlüğü araştıran insanoğlu, ölüm olmayan bir dünyada ölümün yollarını araştırarak insanlara çıkış kapıları sunardı...
Manşetlerimiz "Prof dr xxxxxxx yyyyyyyyy hastanesinde son üç yıldır yaptığı araştırmalarda insan ömrünü kısaltarak onları adına ölüm verdiği bir yöntem buldu. Bu yöntem ile insanlar öldürülerek hayattan gidecek. Böylece dünyadak…

Yardım Aldığınız Yerden Emir Alırsınız.

Resim
Sene 96 orak ayı mevsim haziran sıcağı. Orta sondayım. Jandarma karakolundan iki asker okullara broşür dağıtıyor. Astsubaylık sınavlarına giriş başvuru broşürü. Erkek çocuğuz ya seviyorum üniformayı. Dedim kendime ben başvurcam bu sınava asker olucam, belimde silahım omzumda rütbem olacak. Gün gelecek adam olacam. Orak ayında zordur köyden çıkmak,iş-güç harman tozunda boğulur insan. Başvuru şartları açık açık yazıyor. Bu şartlardan biri de ebeveynlerin fotolarını istiyorlar. En kötüsü de annemin başı açık fotosu birinci kural. İkna edip götürdüm ilçeye çektirdim annemin vesikalık fotosunu tüm belgeleri hazırlayıp gönderdim şuan yaşadığım bürokrasinin başkentine...

Harman tarlasından patozun tozunu yutmuşuz buğdayı römorka yığdık öğle vakti eve gidiyoruz. Köye vardık ki bizim kapıda mavi bir renault 12 sedan memleket plakalı ama adamlar yabancı. Bizim eve yöneldiğimizi görünce indiler çeşme başındaki gölgeden selamın alekyküm deyip yanaştılar babama. Köylünün bam telidir din iman. A…

Kırık Kalpler Diyarı

Resim
Sözleşmeden buluşuverir kırık kalpler / Anlatılmaz ama ordadır bütün dertler…
Hepinize komik gelebilir, yapılan “mutlu aileler’’ araştırmalarına bakılırsa Türkiye mutlu evlilikler diyarı olarak görünüyor…
Yazın uzatma dakilarında akşam güneşi altında bizim sokağın başında sırtımı ısıtarak yürürken, bir kadın kocasına hem ağlıyor hem bağırıyordu. Penceresi açık unutulmuş bir aile içi şiddete üzülerek şahit oldum.
Aile içi şiddetin, şiddetli ge­çimsizliğin en geniş boşanma nedeni olduğu, bo­şanma oranlarının her geçen gün arttığı Türkiye, neden araş­tırmalarda "mutlu evlilikler diyarı" olarak görülüyor düşündünüz mü?.  Biz batıya özenirken, neden batı bizi örnek gösteriyor?
Çünkü burası aynı zamanda "kol kırılır yen içinde" zihniyetiyle susturulan insanların ülkesi...
"Kan tü­kürürken kızılcık şerbeti içtim" demenin kutsandığı, boyun eğmenin erdem sayıldığı, suskunluğun kol gezdiği bir "tevekkül toprağı..."
Duvarları öylesine kalın ki, ne koca d…

Baba Ocağı

İğde kokulu sokaklarında; değnekten atımla tozu dumana kattığım, bir çocuğu bir köyün yetiştirdiği, doğup büyüdüğüm topraklardayım...
Lâkin sanayi devrimi; suya atilan taş gibi halkalar halinde büyüyerek emek gücüne ihtiyaç duydukça bizim köyünde bacaları bir bir sönmeye başladı...
Oturup bir tepesine seyrettim çocukluğumu...
Her yıl kiraz mevsiminde; hatırlıyorum şu kiraz ağacından düştüğümü, kafamı iki numaraya kestirsem en az onbeş tane taş yarığı vardır...
İtiraf edeyim ailenin en inat, köyün en aksi çocuklarındandım ben...
Hangi bahçenin kavunu hangi kümesin tavuğu iyidir bilirdik.
Çalıp yer bayramda helâlleşirdik...
Dünyanın neresine giderseniz doğup büyüdüğünüz topraklarda sizinle gelir.
Kim olursanız olun; baba ocağında, ne ögrendiyseniz, geri döndüğünüzde yine aynı işi hiç unutmamış gibi yaparsınız...

***

Bakamayın büyükşehrin acelesine,trafikte lambanın sarısı yanınca kornaya giden ellere,geçemediğinin sağından fırlayan hergeleye.
…en muteber telaş sebebi tabakhaneye insan…

Baharda Köyde

Resim
Memleketteyim. Köyde. Erdoğan’ın ceviz bahçesinin kenarından asfalta inen patikada bir ağaç gölgesine uzandım. Sırtıma bir tezek batıyor elimdeki çoban değneği ile dövüp düzleyip beş kök dağ yoncasını başımın altına yastık yaptım uzanıyorum. Manzaramda fotoğraf bir var. Başını toprağa yaklaştırınca yonca çiçeklerinde vızıldayan küçük yaban arılarıları, miskin kuşluk uykusunda göz önündeki uçuşan sineklerin verdiği rahatsızlık, tepemdeki meşe ağacındaki serçe kuşlarının cıvıltısı ile, uzakta köyün içindeki inşaat ve inşaatta çalışanların yanımda konuşuyormuşcasına gelen sesleri dışında bir ses yok. Yüksek otlar çıplak kollarımda rüzgarın etkisi ile böcek geziyormuş hissi veriyor. Paçalarımı çorabın içine koyup tişörtün son düğmesine kadar kapatmışım gene girmesi için bayağı bi çalışması gerekiyor. Bir de uyku çöktü ki nasıl: ama çolak Lütfü’nün köpekler tepeme dikilir, ağzıma yılan, kolumdan fare girer, horozlar gelir gözümü gagalar, havada uçan kartal beni alır diye korkumdan da uyuy…

Kafam Artık Rahat

Resim
Uzun zamandır yazamıyorum kızmayın lütfen bana. Yazmaktan ziyade siteye girme vakiti de bulamıyordum. Çoğu yorumlarınızı, maillerinizi yeni gördüm. Hem kafam dolu, hem zamanım doluydu. Zaman bulsam kafamı boşaltamıyor, kafamı boşaltsam içtenlikle yazacak zamanı bulamıyordum. Tüm takipçilerime özellikle site üzerinden form doldurarak; "hadi yaz artık" diyerek iletişim mali gönderen ve hiç tanımadığım okur severlerim, arkadaşlarım hepinizden özür dilerim. Lütfen beni affedin...
Bu gün kafam rahat kurtuluş parkında kızım parkta oynarken oturduğum bi söğüt gölgesinde, çayımı yudumlarken, söğütten klavyeme dökülen yaprakları üfleyerek temizleyor göz ucuyla kızımı takip ederek yazıyorum. Rüzgarın etkisiyle savrulan yaprakların arasından güneş ikindi vaktine hazırlanıyor öğlen sıcağı yerini akşamın ılık rüzgarına bırakıyor. Ve iki yıl aradan sonra kafam rahat bir şekilde sizlere yazıyorum...
    İlk olarak sizlere neden yazamadığımı kafamın neden dolu olduğundan bahsedeyim. Uzun …

Candan' Umudu Minik Avuçlarının içinde

Resim
Bir ara göz göze geldik Candan' la ne kadar güzel bakıyordu. Gülümsedi.  Ben de ona gülümsedim.  Öğrendim ki; Doğumdan iki ay sonra yakalanmış bu hastalığa, aman Allah'ım Candan hastalığından dolayı göremiyormuş.  Annesinin söylediği sevgi sözcüklerine gülüyormuş. 
Otel odasında kendimi yalnız ve boğulmuş hissettiğim zamanlar lobiye iner otururum. Bu akşam istemeden kulak misafiri oldum Candan'ın hikayesine. İnsan daha iyi empati kurabiliyormuş anne baba olunca. Candan benim kızımla aynı yaşta. Oturduğum yerde boğulup daraldım. Boğazım düğüm düğüm içime ağladım. Bir anne babanın çaresizliğine, bir evladın yavaş yavaş eriyip gitmesine şahit oldum. Sağımda karşı koltukta bir aile oturuyordu. Çocuk önce uyuyor zannettim annesinin kucağında daha dikkatli bakınca uyumadığını gözlerini kırpmadan baktığını ve yüzündeki solgunluğu farkettim. Aman Allah'ım küçücük bir beden taşıyamayacağı kadar ağır bir yükün altında eziliyordu. Sessiz sedasız oturan alienin yanına bir anne oğ…

Lodos

Resim
Bursa’da yaşayanlar bilir. Çekilmez şehrin lodosu, insanı hayattan soğutur. Sabah oto sanayisinde dükkan açacak esnaf akşam başlar duaya “nolur sabaha kalmasın bu hava”... İstanbul’da yaşayanlar bilir. Kadıköy de şair, Üsküdar da esir, moda da küfürbaz eder insanı bu hava... Çanakkale de yaşayanlar bilir. Bütün denizlerin en pis kokusunu alıp kordona getirir. Kordondaki yönüne göre değişir yüzüne nereden vurduğu,kabaran dalgalar gri renkli deniz analarını toplar sahilde başı boş bir balıkçı teknesinin burnuna biriktirir. Bir de o kadar sert eser ki; hiç tanımadığın birine omuz attırır bu hava. Antalya da yaşayanlar bilir. Ilık ve sıcak eser hayattan bezdirir. Göz açıp kapamadan, tezgahta pirinçin üzerini örtmeden yağmuru getirir. Yağmur ki keşke ölçüsü olsa. İnsanı doğduğuna pişman ediyor Antalya da bu hava...
Gavur İzmir de yaşayanlar bilir. Vapuru karşıya geçirmez emekçiyi bekletir. Rakım sıfırın altına inip, paçaları sıvayıp ayakkabıları eline aldırınca, insanı hayattan soğutuyor …

Yasama Yürütme Yargı

Resim
Bakkal Adil sedirciler mahallesinde,mahalleyi ikiye bölen tören caddesinin ortasında, arnavut kaldırımlı taşkent sokağının cadde ile birleştiği köşebaşında, mahallenin bakkalı ve herkesin veresiye alabildiği bir esnaftır. Adil olduğunu herkese göstermek için tabelasında Adil Bakkal yazar. Ancak en büyük adiliği tartıda ve emekli, unutkan yaşlılara verdiği veresiyeleri deftere fazla yazarak yapmaktadır. Tartıda her bir kiloda 50 100 gramlık hileler yapmakta, veresiye defterine geçirdiği ürünlerin fiyatını yüksek göstererek kendince faiz uygulamaktadır. Mahallenin çocuğu olduğu için herkes tarafından sevilen ve güven duyulan bir esnaftır. Bakkal Adil yıllarca bu adiliğe devam eder. Esnaf olduğu için günün büyük bölümünü yalnız geçirmekte, insanların ona güvenerek aldığı ürünlerde yaptığı hileleri hesaplayarak kazandığı parayı düşünmektedir. Ara sıra  içindeki ses Adil’in her hile yaptığında fısıldasa da bu sesi dinlemez. Mahallenin çocuğudur Adil, elinde büyüdüğü insanları kandırmaktadı…

Uğurlar Olsun

Resim
Ölmeden önce dedi ki; "bugün askeri okullara yerleştirilen çocuklar otuz sene general olacak orduyu ele geçirip darbe yapacaklar." demişti. Öyle oldu.
Henüz ölmemişti, bazıları dini sömürerek kullanırken, rabıtaları bulan adamdı.
Seni öldürecekler dediklerinde, derin devletin ayyuka çıkmış pis işlerini bir bulup ortaya döken bir araştırmacı gazeteciydi.
Türkiye'nin ılımlı islama dönüşen sentezine karşı duruyor, bunu yaparken ülkenin kurucu ilkelerini insan hakları ve sosyal hakları sosyal demokrasi ile harmanlamaya çalışıyordu.
"Terör bir insanlık suçudur" demişti. İster devlet tarafından, ister pkk, ister ülkücü gruplar, ister islamcı terör örgütleri. Bunların bir tanesinden yarar ummak, bir tanesine hoşgörüyle bakmak ya da bu olayları suskunlukla geçirmekte insanlık suçudur diyerek bunu izah etmişti.
12 Eylül'ün dinci, ayrımcı ve etnik kökenci, piyasacı düzenin kurumsallaşmasından yana olanların önlerinde yıkmaları gereken en kalın duvardı. Evrensel değe…

İstanbul'da Bir Gece

Resim
Soğuk ruhsuz bir başkentin pazar sabahı, bulanık su renginden bir hava var. İstanbul'a gidiyorum. Havaalanı ringinde pencere kenarından başkent sokaklarını izlerken daha çok belli oluyor buranın bir bürokrasi şehri olduğu, sokaklarda mütemadiyen görülüyor insanlar simit poğaça cafeleri dışında insan yok şehirde. Başkent pazar uykusundan uyanmamış henüz. Savaş çıkmışta sivil halkın transfer edilmek için doldurulduğu son otobüsteyim sanki, öyle sessiz boş sokaklar ve asude bir haftasonu... Esenboğa yoluna girip kuzey Ankara'dan çıkarken kar sulusepken yapışıyor pencereme, Altımızda inleyen lastik gıcırtıları, kulağıma gelen ince vızıltı şeklinde duyduğum motor devrini boğan fren sesinden başka ses yok. çıt çıkmıyor. Karlı kapalı bir başkent sabahından bindiğim çelik leylek koşarak hızlanıp havalandı ve 50 dakikalık bir uçuşla iki kıtanın üzerinden geçip İmparatorluğun başkentine indirip yoluna devam etti...

 ***

 Taksim meydandan Beşiktaş'a otele iniyorum.Çekiyorsun perde…

Bir Yolculuk Anısı

Resim
Kimine esaret, kimine engel, kimine tebessüm olan beyaz yorganını örtüyor doğa yavaş yavaş şehrin üstüne. Yine ev de aynı salon penceresinin önündeyim. Geçen yıl bu pencerenin önünden, sokağın durumunu ve karşı apartmandaki genç kız ile onu seven çocuktan bahsetmiştim İnsan, böyle güzel manzaraları izlerken kendi hayatını da çekip geçiriyor gözlerinin önünden. Bu akşam sizleri düşündüren, hüzünlendiren, dokundurmalardan bahsetmek istemiyorum. Kış serildi sokağa şimdi böyle kar yağınca geçmişte bir yerde yaşadığım bir anı geldi aklıma, bu akşam onu anlatacağım size yüzünüzde küçük bir tebessüm bırakabilmek dileğimle…

Sene ya 93 ya 94 çocuğum, bir nedenden dolayı Çorum’a gittik ne olduğunu hatırlamıyorum. Yanlış anlaşılmasın o yıllarda Çorum meşhurdu. Etrafı duvarla çevrilmiş, kapısında polis kılıklı gece bekçilerinin beklediği, pembe-mor ışıklı vitrinlerle süslü amsterdam sokağına gitmedim. Daha 12 ya da 13 yaşlarındayım. Halk dilinde “çorum’a gittik” meşhurdur o yüzden bir dip not d…

Girişimci

Resim
Bir otomotiv devi yeni fikirler bulmak için mühendislerini afrikaya, yoksul insanların diyarına gönderir. Mühendisler, sokakları gezerken çocuklara hayallerini sorarlar. Elinde tahta arabasıyla oyanayan çocuğa yaklaşıp, nasil bir araban olmasını istersin diye sorar, mürekkep kokan elleriyle siyah çocuğun hınzırca ensesini kaşıyan beyaz yakalı bir mühendis... Çocuk, yay gibi gerilen dudaklarıyla başını kaldırıp güler. Sonra buruşturup dudaklarını, güneş içine girsin rüzgarda tarasın saçlarımı der. Yalancı bi tebessümle güler hayal taciri önleri dişleri dökülmüş karamel renkli çocuğa ve kalkıp uzaklaşır yanından. Tabi not eder her cevabı kendi ülkesine gidip ar-ge servisine vericek yeni fikirlere ilham olacaktır. Bu yüzden gelmiştir toprak renkli insanlarin ülkesine. Dönüş yolunda notları kurcalar hayal taciri çocuğun cevabını okuyunca bir ışık yanar aklında aradığını bulmuştur... 2 yıl sonra en işlek caddelerdeki reklam tabelalarında, kırmızı renkli üstü açık arabada, bir eli direksiy…