Kayıtlar

LPG'li Araçların Gaz Ayarsızlığı Nasıl Çözülür

Resim
Ne zamandır yazayım bu konu hakkında fikri olmayan arkadaşlar ile paylaşayım diye düşünüyordum. Bu hafta sonu sorunu kökten çözünce lpg gaz ayarı ile ilgili sıkıntılarınızı nasıl çözeceğiniz hakkında fikir paylaşmak istedim.
Ben mart ayında litre fiyatı  3.45 olan benzini eylül ayında 7.03 ten alınca aracıma lpg taktırmak için, lpg markalarına göre fiyat araştırması yapmıştım.
Kişisel fikrimi sorarsanız aracıma lpg asla taktırmam ve karşıyımda, aracın fabrika çıkışı benzin ise benzin ile kullanmaktan yanayım. Ancak gel gelelim, Türkiye'de ki, yaşam koşulları insanı buna mecbur bırakıyor.
Devlet, resmen benzin pahalıysa git lpg taktır gaz fiyatlarına dokunmuyoruz der gibi, sürekli güncellenen akaryakıt fiyatları insanı bu tercihe zorluyor. Zaten Türkiye şartlarında çalıştığının malesef karşılığı yok denecek kadar düşük.
2018 ekim ayında aracıma prins lpg taktırdım. İlk takıldığında gayet güzeldi benzin ile lpg arasında hiç bir fark yoktu. Ta ki, ilk 1000 bakımında gaz ayarı yapıl…

Eski Aşkları Özlemediniz mi ?

Resim
Neyi arıyorsan sen o´sun der Mevlana zulmü arıyorsan zalim, aşkı arıyorsan aşıksın der.
Aşk zulmederek yaşatmamış mıydı aşkın kendisini.
Hitler de Darwin'in evrim teorisine inanıp evrimin gelişmesine engel oluyor diyerek iki binden  fazla sakat, özürlü insanı katlettirmemiş miydi.
Bundan daha büyük zalimlik olabilir miydi. Bir insanın yaşama hakkı elinden alınarak sorgulamadan, yargılamadan bulaşıcı hastalık taşıyan hayvanlar gibi toplu itlaf edilmesinden daha büyük zalimlik olabilir miydi ve o öldürdüğü insanlardan birinin kız kardeşine aşık olup acı çekmiş Hitlerin  Kadınları diye kitaplar çıkmış ve aşk kendini zalime de kanıtlamıştı.
Zulümden kaçıyor, birbirinden korkuyor insanlar şimdi, şimdi aşık olmak büyük zulüm oldu.  Ucuz sevgiler gibi ucuz laflarda türemeye başladı.  "ilk görüşte aşka inanıyor musunuz ? yoksa dışarı çıkıp tekrar mı gireyim" gibi…
Çöpçüler artık boş içki şişelerinin içinde başlayıp dibini bulmadan biten şehvetli aşkları ve bu aşka tek şahit ol…

Günaydın Mesajı

Resim
Günaydın, adını bilmediğim insanlar, günaydın memleketin dört bir köşesinden tesadüf eseri blogumla tanışıp aynı dili konuşabildiğimiz yüreği temiz insanlar, günaydın adını bilmediğim gibi, cinsiyetini de bilmediğim ayırt bile etmeden hepinize ayrı ayrı sarılmak istediğim bayanlar-baylar...
Ulaşabildiğim herkese gönderiyorum bir günaydın mesajı.

Günaydın, sabah mesaisine giderken radyodaki şarkının ardından çıkan reklamları dinlemek istemeyenler.
Günaydın, radyo kanalını değiştirme tembelliği yüzünden dakikalarca reklam dinleyenler.
Günaydın, radyoyu açtığında en çok sevdiği şarkının çalmaya başladığını duyunca içine değişik mutluluklar dolduranlar.
Günaydın, tam durağa geldiği an da otobüsün gelmesiyle, sanki kendi aracına binip yoluna devam ediyormuş gibi değişik mutluluklar yaşayanlar.
Günaydın, yalnız çıkılan bir seyahatte direksiyon başında bin türlü hayaller kurarak önüne bakanlar.
Günaydın, dorsesine yüklediği malı kaptan köşkünde türküler söyleyerek bir tırın üzerinde, uzun i…

Temizlik Kolu Başkanı

Resim
İlkokul dördüncü sınıfa kadar köy de okudum. İlkokul ikinci  sınıfta temizlik kolu başkanıydım…
Annem her pazartesi arkadan ilikli siyah önlüğümün yaka cebine, köşeleri gri ve mavi çizgili beyaz mendil koyardı. Pastırma yazı bitip kış basınca burnum çok akar ve her defasında, sağ ve sol kolumun dirsek hizasından bileklerime kadar burnumu çekerek silerdim.Siyah önlüğümün üstünde sümük kuruyup güneş vurunca yakamoz gibi parlardı…
Sonra her sabah öğretmen sınıfa girmeden önce kızlar başlarını kollarının arasında masaya koyar, örgülü saçlarını tutan beyaz lastiği ahşap kalemle çektirerek fırlatıp saçlarını iyice dolaştırarak bit, tırnak ve el yüz kontrolü yapardım.
Öğretmen sınıfa girdiğinde kızların hepsi tülü başlı bir şekilde ilk derse başlardı.
Daha sonra bütün kızlar toplanıp beni şikayet ettiler ve temizlik kolu başkanlığım bir muhtıra ile elimden alınarak istifa etmeye mecbur bırakıldım…
Ancak üçüncü sınıfa, sınıf başkanı olarak başladığımda yine kontrol bendeydi.
Şimdi o yıllar y…

Evrene Bir Mesaj

Resim
Bir dönem kişisel gelişim kitaplarının çok satmasına ya da inancı olmayan gavurların ettiği duaya denirdi. Bu slogan tutmuş olmalı ki evrene mesaj gönderenlerin çoğu cevabını aldığını iddia etmişti. Sonra meslek dalına girsin girmesin sonu "log" ile biten bütün meslek dalları bu sloganı benimsemiş olmalı ki hepsi hakkında bir yorum yapmıştır. Sonra duruma felsefeciler el attı. Oldurmanın 7 yasasını çıkardılar. Yogo denen bir sistem ile evrene mesaj göndermek isteyen herkesin ilgisini çekip kupayı kaptılar...

Ben de bir mesaj vermek istiyorum Evrene;

Kapatıyorum gözlerimi, Böyle yavaşça salıp tüm kaslarımı gevşetiyorum kendimi. Dört tarafı denizlerle çevirili, Leylek başını andıran bir adaya gidiyorum. Dört mevsimi aynı bir adanın karpazında, serin bir ağaç gölgesinde bağdaş kurup çöküyorum. Avuçlarımı sivri bir ok gibi doksan derece bir açı ile omuz hizama dikip derin bir nefes çekiyorum. Zihnimi tüm telaşlarımdan arındırp altın sarısı bir kumsalın yeşil ile birleştiği el de…

İstanbul Güncesi

Resim
İstanbul'a Karaköy de Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü var. 2012 yılında 14 Hafta göreve gittimdi. Bir akşam iş yorgunu Fındıkzade den bindiğim tramvayda iş yorgunu otele giderken yazmışım aşağıdaki yazıyı, Facebookun anılar kısmında buldum...
O günden bu güne değişen bir şey yokmuş yazım dilimde.
İşte size okunası, güzel kısa bir yazı..

***

"Karaköy istasyonundan Bağcılar istikametine doğru tramvayla ilerliyorum. Başkent gibi havada siyaset kokusu trafikte siren sesi yok yolcu sayısı ve durum normal... Arkamdaki koltukta eski bir toprak var. Petrol ofisi şapkası hafiften kirli sakalı ile 65 yaşında yorgun bir emekçi. Tramvaya binerken ayağına basn genci, bir boksör gibi sıkıştırmış köşeye, başladı lafları ile;"bizim zamanımızda" sözleriyle,çocuk iki durak  sonra inip kurtuldu... Neyse... Başımı kaldırıp etrafa bakıyorum... İnsanlar çok sessiz, hemen herkesin elinde bir akıllı telefon var. Dış dünyaya kapalı sanal dünyaya açıklar... Konuşmuyorlar ama yazıyorlar... Kim…

Bir Öğle Molası

Resim
Gölbaşındayım. Ankara havalarına konu olmuş, Ali dayının bir gecede bir tarla yediği yerde.
Öğle arası Çengel kafenin açık büfesinden karnımı doyurup bahar güneşini andıran iç ısıtan bir hava da Ankara üniversitesi kampüsüne doğru yürüyorum. Sırtımı ısıtan güneşin sıcaklığı ile çıkardım başımdaki bereyi. kampüsün içinde küçük koşu yolunun kenarındaki bir banktan yazıyorum size.
Mis gibi ılık bahar havası çözüyor kemiğime işleyen buzu, nicedir hayal ettiğim bir dünyada, bir sahil kasabasında gibi hissediyorum kendimi...

***

Şimdi orada uzaklarda, Yalnız kimsesiz  ge­milerle miskin yetim ke­dilerin barındığı ıssız sessiz bir sahil kasa­basının sabahında çakırkeyif bir yılbaşı ertesine uyanmış gibi, kış güneşi; yanlış za­manda açmış bir bahar çiçeği kadar sıcacık gülüm­seyip  ısıtıyor içimi, tenimi... Yalnız gemiler, bu­runlarını açık denizlere dikmiş yalpalar sahil boyunca...  Yetim kediler toprakla güneş arasında mahmur karnını güneşe açmış yatarlar... Dostlarla oturulan salaş bir mey…

Geç Bulunan Mektup

Resim
Bir gün bir yabancı girer hayatınıza, Her şeyi ile farklıdır. Tesadüfen karşılaşırsınız plansızdır her şey; o, o'nu, o da o'nu bilmez. Sıradan rutinlerin içerisinde beliren bu tesadüf, kendini bir kol çantasının astarından içeri kaçan bir mektubun tesadüfen bulunması ile ortaya çıkarır. Oysa ki; o, o'nu çok sevmektedir. Korkakça yapılmış bir itiraf mektubu, geriye pek bir şey kalmasa da çözer tüm hikayeyi. İşte, Didi ile Tuba'nın hikayesi de böyle, 9 yıl sonra eski bir çantanın yırtılmış astarının içinden çıkan ve "Tanrılar böyle istedi" diye başlayan bir aşkın mektuba dökülmüş haliydi. Fransız vatandaşı Didi, Bir gün uzak yoldan gelen bir yolcudur. Türkiye'de kalbini bırakıp döner... Anonim bir okurumdan mailime düşen bir mektubun son cümlesiydi şu; "Mektup ekte gerisi sen de" Şimdi size bir aşk hikayesini okutacağım...
Didi İle Tuba
Bir Nisan sabahıydı. Toprak kış uykusundan uyanmış, bahar yeni-yeni kendini gösteriyordu. 18 yaşında genç bir k…

Yine Baharlar Gelecek

Resim
Yılın ilk günleri soğuk bir ocak akşamıydı, kaldırımda ilerlerken yerdeki kara ayağını sürüyerek yürüyordu. Sokak lambasından yansıyan ışık yüzünde parlıyor, arkasındaki gölgesi, sokak lambalarının altından geçerken bir uzuyor bir kısalıyordu, burnu aktıkça atkısına daha çok gömülüyordu. Hava olabildiğince soğuktu. Kaldırımda bastıkça ayağının altında ezilen kar,  park içi yoluna girdiğinde bastıkça kütürdeyerek altındaki ince buz tabakısını kırıyor, kırılan buz tanaleri ayağının kaymasına sebep oluyor ve zeminde tutunmasını zorlaştırıyordu. Ellerini cebinden çıkarıp ipte yürüyen bir cambaz gibi, kollarını açarak dengesini sağlamaya çabalıyor ve ayaklarını sürükleyerek park içi yolunda ilerlemeye çalışıyordu. Hava her ne kadar soğuk olsa da parkın kuytu köşelerinde gençler öpüşüyor, kimi banklarda ise alkol alan kişiler ayaküstü küfürleşerek konuşuyorlardı. Birinci parkı geçip tekrar kaldırıma çıktı, yaya ışığı yanana kadar beklediği kaldırımda diz kapakları iyice donmuştu. "kah…

Uyanık Kütüphanesi

Resim
Sabah 9 buradayım. Bahçelideki uyanık kütüphanesinde çalışmam lazım, çalışıp fark atmalıyım. Ve bir gün kitabı yazıp bitirdiğimde blog abonelerime ücretsiz göndereceğim. İmzalı hediye paketi içinde ve ilk siz okuyacaksınız. Her zaman yazılarımı ilk sizin okuduğunuz gibi, ilk size yollayacağım kitabımı, öyle eli kalem tutan herkesin yazdığı kitaplar gibi değil her sayfasında farklı bir haleti ruhiyenizin olacağı güzel bir kitap olacak. Dan Brown kitabı okuyup elinde sözlükle gezen arkadaşım gibi karışık bir kitapta olamayacak. Kitabın içeriği belli, karakterleri belli ama karakterlere vereceğim isimler henüz belli değil: bu yüzden bir sorum olacak sizlere? bir kitap yazsanız ya da hayatınıza birini dahil etseniz, kadın ya da erkek farketmez, adı ne olsun isterdiniz. İşte bana bu gerekli isimler. Bu karakterlerin isimleri, yakıştırdığınız güzel isimler değişik anlamlı kulağa hoş gelecek şekilde bildiğiniz isimleri paylaşmanızı isteyeceğim amacım kitabı okurken sizinde katkınızın olduğu…

Gariban Hasan'ın Anısına

Resim
Aynı fikirdeyiz biliyorum. Hiç kimse sevmez gece yarısı acı acı çalan telefonları, sadece acının habercisidir ve size acıyı haber verip kapanır...

***
Yıl 99 zemherinin başı, gece hamamı kapattık eve gidiyoruz. Yaşım 16.
Eve giden son çıkışı geçtik Gümüşhacıköy istikametine devam ediyoruz.
Dayı nereye gidiyoruz. dedim.
"Kaçıyoruz yeğenim buralardan." dedi.
Gecenin biri olmuş saat, yer demir gök bakır dışarıda, camları buğulanmıştı siyah şahinin bayrakçamı inerken.
Çok iyi hatırlıyorum. Merzifon'un radyosu tempo fm de oy nerdesin çalıyordu. Oy nerdesin de kaldır kolun perdesin. İlk defa dayımı, bir türküyü mırıldanırken duymuştum. Ben de güzel bir türkünün varlığını öğrendim.
Samsun'a kadar gideceğiz diye geçiriyordum içimden halen nereye gittiğimizi söylemiyordu. Gümüşhacıköyü geçtik çıt yok söylemiyor.
Dışarıda kar başladı yüzüme düşer gibi yapışıyor cama, galiba gerçekten kaçıyoruz sandım.
Çünkü kar böyle devam ederse dönüş yolunda Bayrakçamı çıkamayacağımız kesin…

Karlı Gece

Resim
Cebecinin küçük bir sokağında evimiz, sadece açık öğretim kayıt yenileme dönemlerinde kalabalık olur sokağımız onun dışında iyidir. Huzur veriyor geceleri. Sokağa bakan salon penceresinin perdesini açıp bütün ışıkları söndürdüm. Tekli koltuğu ileri çekip kalorifer peteklerine ayaklarımı uzattım. Chivasa bu kez soda kattım. Arkamda, 3 yıldır aralık ayında kurduğumuz noel ağacının rengarenk ışıkları önümdeki pencereden vuruyor yüzüme rengarenk ışık dansını ve sokağı izliyorum...
Kar yağıyor karanlık bir gecede başkente, böyle devam ederse beyaz esaret sabaha teslim alır şehri, şuan sıcak bir evin pencere kenarından sokağı izleyenler için ruhunuza dokunan bir huzur vaad etese de sabah beyaz örtünün ıslattığı kaygan bir zemine basınca değişiyor hayatın rengi, gece ruhunuza dokunan sabah hayatınızı karartabiliyor...
Severim kar yağarken izlemeyi...
Sokak lambasına tepeden bakınca girdap gibi görünen kar taneleri yavaş yavaş beyazlatıyor çatıları, eşitliyor kaldırımlarla yolları, etekle…

Bir Dağ Yolculuğu

Resim
Bu topraklarda doğanlar bilir, Yayla
dayım. Yiğidin harman olduğu yer deyip beylik laflar etmeyeceğim. Kurdun kuzu ile koyun koyuna yattığı yerdeyim.
Yüzüme kırbaç gibi vuran bir ayazda çıktım yola yürüdükçe ısınabiliyorum. Sadece çocukluğu bu dağlarda geçenler bilir yazıda size yabancı gelen dağ isimlerini.
Sobayı çattım oturuyorum yaylada sobanın başında. Hiç dikiz aynasına bakmadan başkentten çıkıp geldim. Aklı olanın çıkmadığı bir yolda buz gibi havayı yarıp, şakağına gelir gibi yaklaşıp arabanın altından beyaz bir ok gibi geçen kesik kesik yol çizgilerini izleyerek çıktım şehirden. Önce trafik lambalarının bilindik renklerinde durdum. Sonra elmadağın tehlikeli yollarından geçtim. Çorum’a varıp Osmancık istikametine dönünce, yılan gibi kıvrılan tek şeritli yollarda bir tırın peşine takılıp yavaşça çıktım gölyazıya, ordan kırkdilimin ürkütücü kayalıklarından sessizce kayıp indim memlekete…

Benim birader avcıdır. Ben dağcıyım. Köyde var aynı kafada birkaç kişi sabahın ayazında to…

Madison Kasabasının Köprüleri

Resim
Zordur köprüleri yakıp yıkmak... Sıradan günlerin şefkatine, güzel sabahların mahmurluğuna alışanlar için, bir tan vakti aniden, dünden, bugünden vazgeçip, ruhunda hep saklamayı başarmış bir yarın heycanına tutunarak limandan açılmak cesaret ister.
Kurulu düzen rahat ve huzur doludur. İçine gömdüğün çocuğu, senelerce kınında iki yanı keskin bir kılıç gibi uyandırıp, savrulup ileri atılmak. Yaman bir karardır bu. Mağlup ama mağrur bir komutan edasıyla yeni seferlere niyet etmek. Çeker kolundan iç sesin; "bi sakin ol hele, bunca zaman bunca emekle kurduğun ne varsa hiçe mi sayacaksın" der. Diz yapmış pijamanızla gömülürsünüz oturma odasının sıcaklığına. Genellikle bugüne yenik düşenler, hoş bir hayal düşleyip dünde yaşarlar. Bedel ödemeyi kabul edenler ise, yelkenleri atlastan gemilerle, arkasında külden köprüler, köpükten çizgiler bırakarak bilinmeyen bir geleceğe doğru dümen kırıp giderler. Yakıp attığınız sırat köprüsüdür. Geçer ve orada kalırsın. Ya cennettir ya cehennem.…

Tüm Öğretmenlere

Resim
Siz hiç boş kaset doldurdunuz mu ?
Tarihte yazdığınız bir not buldunuz mu ?
Ya da bunu da saklayım ilerde lazım olur dediğiniz bir şey oldu mu
Şimdi bir bant kaydı açın ve ona bir şeyler söyleyin.
İyiden, güzelden, çirkinden, gelcekten, umuttan, hayallerden, güzel bir dünyadan bahsedin.
Şimdi bu kaydı durdurun.
Yeni bir kayıt başlatın.
Buraya da; nefretini, öfkenizi, kininizi, sevgisizliğini, sevmediğinizi, kötülüğünüzü, kaydedin.
Ve kaydı kapatın. Tozlu raflara kaldırın.
Bu iki kayıtta iki ayrı öğrenciniz var...

***
Onlar daha çocukken tanıdı sizi. Gözlerinde büyüttüler size özendiler. Kendi aralarında anlaşamadıklarında bile; "öğretmenimden iyi mi bileceksin o böyle dedi" ler. Sizi sevgiyle kucaklayıp gözlerinize bakarken onların yüreğine sevgi tohumları ektiniz. Boş bir tarlaya yeni umutlar serptiniz.
Gelecek çabuk geldi o ektiğiniz boş tarla yeşerdi. Ne görüyorsunuz. ? Yemyeşil bir tarla, türlü renkli çiçekler yeşertmiş, çalısında kuşlar, çiçeğinde arılar beslenmiş…

Ölüm Olmasaydı

Resim
"Ölüm olmasaydı nolur demişti" güneyde wseterosta yaşayan bir arkadaşım.Elinde kalın bir Dawn Brown kitabına bakarak; "Bu adamı da anlamak için elinde ansiklopedi olması gerekiyor" deyip kitabı oturduğu banka bırakmıştı. O gün bu gündür aklıma takılmıştı ölüm olmasa ne olurdu. Bu gün biraz bunu düşündüm. Abraham Linclon vampir avcısı filminde 3 asırdır ölmeyen adamın nasıl bir yalnızlıkta boğulduğunu, insanları vampirlerden korumak için 3 asırdır bitmek bilmeyen bir enerji ile nasıl savaştığını, ölmeyeceğini bildiği yalın kılıç vampir avlarında vampirlerin nasıl ortasına daldığı geldi aklıma. Ölüm olan bir dünyada ölümsüzlüğü araştıran insanoğlu, ölüm olmayan bir dünyada ölümün yollarını araştırarak insanlara çıkış kapıları sunardı...
Manşetlerimiz "Prof dr xxxxxxx yyyyyyyyy hastanesinde son üç yıldır yaptığı araştırmalarda insan ömrünü kısaltarak onları adına ölüm verdiği bir yöntem buldu. Bu yöntem ile insanlar öldürülerek hayattan gidecek. Böylece dünyadak…

Yardım Aldığınız Yerden Emir Alırsınız.

Resim
Sene 96 orak ayı mevsim haziran sıcağı. Orta sondayım. Jandarma karakolundan iki asker okullara broşür dağıtıyor. Astsubaylık sınavlarına giriş başvuru broşürü. Erkek çocuğuz ya seviyorum üniformayı. Dedim kendime ben başvurcam bu sınava asker olucam, belimde silahım omzumda rütbem olacak. Gün gelecek adam olacam. Orak ayında zordur köyden çıkmak,iş-güç harman tozunda boğulur insan. Başvuru şartları açık açık yazıyor. Bu şartlardan biri de ebeveynlerin fotolarını istiyorlar. En kötüsü de annemin başı açık fotosu birinci kural. İkna edip götürdüm ilçeye çektirdim annemin vesikalık fotosunu tüm belgeleri hazırlayıp gönderdim şuan yaşadığım bürokrasinin başkentine...

Harman tarlasından patozun tozunu yutmuşuz buğdayı römorka yığdık öğle vakti eve gidiyoruz. Köye vardık ki bizim kapıda mavi bir renault 12 sedan memleket plakalı ama adamlar yabancı. Bizim eve yöneldiğimizi görünce indiler çeşme başındaki gölgeden selamın alekyküm deyip yanaştılar babama. Köylünün bam telidir din iman. A…