Yine Bir Baharda Memleketteyim

 Köydeyim. Memlekette. Erdoğan’ın ceviz bahçesinin kenarından asfalta inen patikada bir ağaç gölgesine uzandım. Sırtıma bir tezek batıyor elimdeki çoban değneği ile dövüp düzleyip beş kök dağ yoncasını başımın altına yastık yaptım uzanıyorum. Manzaramda fotoğraf bir var. Başını toprağa yaklaştırınca yonca çiçeklerinde vızıldayan küçük yaban arılarıları, miskin kuşluk uykusunda göz önündeki uçuşan sineklerin verdiği rahatsızlık, tepemdeki meşe ağacındaki serçe kuşlarının cıvıltısı ile, uzakta köyün içindeki inşaat ve inşaatta çalışanların yanımda konuşuyormuşcasına gelen sesleri dışında bir ses yok. Yüksek otlar çıplak kollarımda rüzgarın etkisi ile böcek geziyormuş hissi veriyor. Paçalarımı çorabın içine koyup tişörtün son düğmesine kadar kapatmışım gene girmesi için bayağı bi çalışması gerekiyor. Bir de uyku çöktü ki nasıl: ama çolak Lütfü’nün köpekler tepeme dikilir, ağzıma yılan, kolumdan fare girer, horozlar gelir gözümü gagalar, havada uçan kartal beni alır diye korkumdan da uyuyamıyorum. Neyse kalktım bağdaş kurdum oturuyorum. Hem uyuya kalıp bir kere dönsem, patikada yuvarlanan gövdemi Erdoğan’nın ceviz fidanlarından üç tanesini kırmadan durduramam. Aslında köpekten, kartaldan değilde farenin yanımdan geçmesi yeterli bu dik yamaçtan yuvarlanarak inmem için. Her yer yemyeşil. Sessizliğin içinde doğanın sesini anlatmaya çalıştım. Uyku çökmeden bir de çocukluğumdan kalma şu an gözümün önünden geçen arı uçuşu canlanan bir anıyı paylaşayım…

***

Sene doksanlar 11 ya da 12 yaşındayım, körpe dana güdüyoruz bu arazide, bağbozumu mevsim. Herkesin üzüm bağı var köyde ama en iyi üzüm, öldürüm lakaplı rahmetli ismail K’nın bağında. En iyi şarabın yapıldığı üzümden pekmez yaparlar burada. Neyse tabi herkes diyor ki: bu adamın bağına girmeyin tüfekle bekliyor kuş saçmasını kalçanıza doldurur ölmezsiniz ama ömür boyu saçma kalçanda x-ray cihazlarından geçerken ellenirsiniz diyorlar. Nasıl korkuyoruz. Korku kalbimizde, üzümde gün batımı dalında altın gibi parlıyor. Bi akşam danaları saldık çayıra, aslanın avına yanaştığı gibi otların içinden yatarak yanaşıyoruz dalındaki üzüme sanki üzüm ceylan gibi deveğini söküp gidecek ama korku verilmiş bize öldürüm sizi vurur amaç o uyanmadan üzümü koynumuza doldurup kaçmak… Rehine kurtarma operasyonu gibi tel örgünün altından süzülerek yılan gibi girdik bağa, sürünerek üzüme yanaşıp koynumuza doldurduk. Üzüm ezilmesin diye sırtüstü sürünerek bağdan çıkıyoruz. Bağın toprağı yumuşak ama kimi yerlerde sert zemin sırtımızı tırmalıyor. Üzüm candan can üzümden tatlı… Tam tel örgüden çıktım koşmak için yavaşca belimi doğrulttuğum an da bi silah sesi, yanımda İlhan var. Silah sesi ile birlikte İlhan yere yığıldı. Aslında yığılmak değilde kendini yere çarptı. Eyvah dedim İlhan’ı vurdu. Korkudan kendimi suya atar gibi kuru toprağın üzerine nasıl attıysam koynumdaki üzümün hepsi ezildi. Üzüm şireşi akıyor paçama ellerimi bacaklarımı yokluyorum acaba benimi vurdu İlhan’ımı vurdu. Askeri tecrübemizde var tabi atış altında kalk üç adım at kendini yere at böle kendimi yere çarpa çarpa yamaç koruluğun başında İlhan’ı bekliyorum. Az sonra geldi o vurulmamış ben vurulmamışım üzüm koynumuzda ezilip şiresi paçamızdan çıkmış. Peşimizden bağıran yok. Şimdi noldu kim ateş etti bize. Yavaşca korkuyu yenip etrafı kollayıp kimseler olmadığını anlayınca rahat bi şekilde bağa tekrar girdik. Bir kere vurulan bi daha ölmezdi… Etrafa bakarlen bir üzüm deveğinin dibinde toprak çevrilmiş, yanaşıp teyit ettik. Bizi efsaneye inandırmışlar. O silah sesi üzüm bağına gelen köstebeklere kurulan tabancaymış. Köstebek eşelenirken ateşlemiş oda bize denk gelmiş… Öldürüm lakabından dolayı efsaneleşmiş…
Bir hikayemi anlattım size…
Memlekette bi kuşluk uykusu çöktüğünde….
Tüm işçi kardeşlerimin bayrmaını kutlarım
:)

Yorumlar

  1. Harika...Çok güldüm..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hikaye çokta zaman lazım :) yorum için tşkler.

      Sil
  2. uzun zaman oldu yeni yazı da yok...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder