Soyağacım Dedem Tevfik

1914 Kürtün Gümüşhane
  Moskoflar, Doğukaradeniz’den  sızmış sahil boyunca batıya doğru ilerliyorlardı…
Yalın ayak çarık kokusuna alışmış toprağımı, moskof gavurunun medeniyet dişli çizmesi ısırıyordu.
Samsun sallanıyor, Karadeniz çırpınıyordu, Artvin düştüğünde.
Hasta adam, Osman(lı)’ın sırtındaydı bütün yük, daha çok genç bir subaydı Atatürk
Savaş, bir sömürge denizinde halkalar halinde yayılmış dünyayı sarmıştı…
Yedi düvel yalın kılıç harpteydik 1914 Ekim’in de…
Annem ölmüş, babam 93 harbinin şehitlik mertebesindeydi cepheden döndüğümde. Moskoflar Artvin’den çekilmiş, ingiliz bataryaları komutanı GeneralHamilton boğaza gömülmüş ve bir devri batırmıştık…
 Kış alabildiğine sert olsa da bitmiş ve alıp başını gitmelerin mevsimi gelmişti. Yakamadım bir daha baba ocağını, geriye dönüp bakmak gelmiyordu içimden, vedalaşacak kimse de kalmamıştı.
Uzak diyarlardan gelen kekik kokusu içimdeki isyanı okşuyordu.
Bastım acının tuzlu denizine, içimde yaraları kanayan o güzelim baharı, yaşanacak yıllar, alınacak mesafeler vardı. Bir kısrağın üzerinde seher vakti düştüm yollara…
***
Cumhuriyet tüm yurdu sarmış, temmuz ateşi çatlatmıştı dudaklarımı, yaklaşıyordum güzel günlere…Havza üzerinden, Ferhat’ın Şirin kenti Amasya’ya yerleştiğimde…
1924’de…
Zaman eritiyordu kuşakları; bir mazinin enkazını ardımda bırakıp sevgimle dolu bir yüreğe koşuyordum.
Fakat Ferhat'ın şehrin de aşk;
saray dağının içinden geçiyordu.
Dağı delecek kadar güçlü, sevecek kadar cesur, kavuşacak kadar inançlı olmalıydı…
Nihayette, dorukta da bodrumda da eksiktim o olmadan sevda düşmüştü yüreğime.
Tam ortasındaydım zamanın…
1949un bağbozumuydu, yakamoz düşmüştü yeşilırmağa, sevda mevsimiydi, kuru dallarına bastıkça kırılan Eylül; kömür karası bir hasrete sarıp bürümüştü beni.
İmparatorluğun sınırlarını toprak çiziyordu, Cumhuriyetin sınırlarını insan, bir şafak vakti
tutamadım yüreğimi kaldırdım sınırları, öldürdüm celladını kavşmamızın, kaçırdım Emine’yi.
Ve Cumhuriyet’e sıçrattım sevda atşini.
Çünkü burası ölmeyen aşıkların şehriydi…
***

  Babamın oğluyken, oğlumun babası olmuştum. Harp hikayeleri yerine, memleket meseleleri konuşuluyordu. Semada gördüğüm hilal, zemine ve zamaneye işaret olmuş ve yeni bir kuşak evimin içinde emeklemeye başlamıştı…
Soy ağacımın ilk dalıydı. Turan koydum adını…
Türk’lük akımı sanıldı

1952 Haziranı…

Yorumlar