Çirkinin Aşığı

Bir dönem çok kitap okudum ben kafamı meşgul etmem gereken bir dönemdi. Ankara’da Olgunlardan kitap alır okuyup bitirdikten sonra kitabın boş sayfalarına küçük notlar yazar tekrar o kitabı verir başka kitaplar alırdım. Yazdığım küçük notlar sayesinde aynı kitabı Olgunlardan alan farklı kişilerle irtibat kurma ve arkadaş olma şansımda oldu....
Geçen hafta yolum düştü yeni bir kitap aldım.
“Çirkinin Aşığı” Elızabeth HOYT.
Alabildiğince çirkin, yaralı yüzlü, uzun cüsseli gövdesi, acımasız ruhlu, kibir budalası ve zalim mi zalim soylu bir İngliliz kontu Edward SHARTİGHAM.
Büyük ela gözlü, ince zarif kısa boylu, uzun dalgalı saçları, peşinde sürüklenen erkekler ve saygınlığına, namusuna, hanımefendiliğine tek söz edilemeyecek kadar iffetli bir kenar mahalle dulu. Anna WREN.
Hikaye, Edward’ın notlarını temize çeken sekreterinin Edward’ın zulmünden kaçmasıyla ve Kahya Hopple’ın Anna’yı Sekreter olarak Abbey malikanesinde işe almasıyla ve Anna’nın tutkularını bastıramayıp Edward’ın peşinden Londra’ın ünlü genelevi Afroditin mağarasına kadar giden sürükleyici bir kitap...


***


Ne karşı konulmaz şey değil mi şu insan teni, birbirine değmesin yeter ki…
“Nuh’’ tufanından bugüne, şehvetin büyülü kokusu, kendi pusularına, dağınık yatakların girdabına sürüklüyor Ademoğullarını…
Ah o yasak meyvenin bütün yasakları unutturan, karşı konulmaz lezzeti!..
Ne köprüler yıkmış, ne kariyerler yakmıştır, kim bilir...
Günahın çağrısı, kalın duvarlarında gedikler açar insanın...
Bir çift narin bacağın kıskacında derisini soyar, tırnağını söker, rütbesiz, meteliksiz bırakır.
Gündüz pervasızca balyoz sallayanları, gece ihtiraslı topuklar altında ezer.
Hayatını kötülükle savaşmaya adamış cengâver, sonunda kendi içindeki kötülüğe yenik düşer.
Kuytularda öpüşmenin durdurulamaz tutkusu, en silik kişiliklerden bir kaplan yaratabilir.
Bir ihtiraslı bakış, en güçlü iktidarın gazını alabilir.  Bir arsız dokunuş en zayıf yerinden tutup devirip iktidarsızlaştırabilir.
Hazların daveti; bir volkanı uyandırabilir, sığ suları yükseltebilir.

Bir nefesin ürpertisi, simsiyah yüzleri ışıtıp, en zalim gözlerde sevda ateşleri yakabilir.
Ordulara hükmetmiş bir kumandan, bir çift ince ayak bileği önünde diz çökebilir.
İhaneti değil sadakatiyle, nam salması beklenen avcı, her şeyini riske atacak kadar pervasızlaşıp bastırdığı duygularının ağına takılabilir.
Sırtını dayadığı duvara omzuyla yükelnir.
Peşine düştüğün avın esiri olabilir.


***
Sabah uyandığında bakarsınız, zevkin salyası, tebessüm olup kuru dudaklara yerleşmiş, ormanı kralını kediye dönüştürmüş, çok bilmiş iffet tellallarını, aşk nakaratları şakıyan birer bülbüle çevirmiştir.
Ah o şehvetin, gurur, rütbe, mevki, yaş sınırı, medeni hal tanımayan karşı konulmaz daveti!...
Ne avcıları av, kaç avı avcı haline dönüştürmüştür kim bilir...

Kendi kurduğu tuzağa düşen, utanır mı o güne dek tuzağa düşürdüklerinden acep?...
Pişmanlık hisseder mi yaptıklarından?
Acep sıyrılır mı hırslarından?..
Kuytularında şeytan gezdiren tuzak yataklar, o yataklarda bir kurt kapanına dönüşen davetkâr bacaklar, öğretir mi avcıya acep, av olmanın ürpertici acizliğini?
"Orman(şehvet) kanununun işlediği yerde tuzaklar, beni de esir alabiliyormuş" dedirtir mi?
Vijdana getirir mi?
İşte Ah insan; Musa ile Firavun arasındaki sarkaçta gidip geliyorsun.

Yorumlar

Tüm Hakları Saklıdır. © Yazokusun