Bir Eylül Günü

Geceyarısını geçmişti saatler, takvimler Eylül'e dönmüştü. 
40 yaşında bir adam, yatağında o korkunç anı düşünüyordu: 
Ölümün soğukluğuyla ayaza kesmiş morgta beyaz bir örtüyü çekip delik deşik bir vücut göstermişlerdi. Omurgaların altından yukarı doğru kanlı çizgiler halinde derin, vahşi bıçak yaraları vardı. Kimisi iki parmağın girebileceği kadardı.
Ürpermiş, daha fazla bakamamıştı. 
Morgta yatan, babasıydı. 


* * * 
Geceyarısıydı. 
Dolunayın puslu bir ışıkla aydınlattığı izbede gizlenen bir genç, başdöndürücü otlarla beslenmiş sigarasının dumanını üfledi havaya... 
Öğlen bankadan son parasını da çekmeye çalışmış, ama kartını kaptırmıştı. Artık bütün şehir peşindeydi. 
"Kaçsam mı, teslim mi olsam"ı düşündü yine; kendi kendine... 
Babası da böyle yoksul ölmüş, 2 kardeşle kendisini öksüz koymuştu. Annesinin bulaşıkçılıktan aldığı para yetmeyince önce çıraklığa sonra hırsızlığa başlamıştı. 

Hapis çıkışı yaptığı ilk "iş"te, polis onu değil, 13 yaşında bir tinerciyi yakalamıştı önce... 
Şimdi ise, 2 yaşında verildiği Çocuk Esirgeme Kurumu'nda tecavüzden "esirgenememiş" bir sokak fahişesi sorgulanıyordu.
Akrepler yelkovanlarla buluşuyor, sancılı bir ağustos sessiz sedasız eylüle dönüşüyordu. 

* * * 


Gecekonduda yorgun bir kadın, sabah ucuz ekmek kuyruğunda yer kapabilmek için saati kuruyordu.  
Senedini ödeyemediği için bürosuna haciz gelmiş bir işadamı intiharı düşünüyordu. 
Dekolte giysili 16'lık bir "clupper", "Ya Laila girişinde kimlik sorarlarsa" diye korkuyordu. 
Bir kadın kılpayı kaçırdığı ödül arabasına, bir ana ölüm döşeğindeki kızına, iki oğul erken yitip gitmiş babasına yanıyordu. 
Takvimler 1 Eylül'e dönüyordu. 
Dünya, barışın gününü kutlamaya hazırlanırken biz barışın yolunu gözlüyorduk, hep birlikte... 
...hiç olmadığı kadar pespaye ve bir o kadar ümitsizce... 

Yorumlar

Tüm Hakları Saklıdır. © Yazokusun