Mutluluk Nesnelerde Gizlidir.

2016 yılı hazan mevsimi

Yer: Anıtpark ANKARA

Yıllar sonra yine aynı yerdeyim. Küçük bir parktaki belediye bankında oturuyorum. İlk 2007 yılında oturmuştum bu banka, halen aynı biraz rengi solmuş sadece.
O zaman 23 yaşındaydım şimdi 34 yaşındayım. Hayatımın en güzel mutluluğunu yaşadım bu parkta çok gençtim ve toydum. Kalbim o kadar güzel atıyordu ki tarif edemem...
O'nunla nasıl tanıştığım kısmını şimdiye kadar herkese bir senaryo uydurup anlatmıştım. İlk defa nasıl tanıştığımı bu yazıda dürüstçe anlatacağım ve bir aşk acısını nasıl sindirdiğimden bahsedeceğim. Şair şiirine başlamadan önce özür diliyor ise kesin arkasından bir bok çıkacaktır derler. Yazıyı yazarken sinirlendiğim yerlerde küfür edersem lütfen beni bağışlayın...


    Yıl 2007 kış kapıyı aralıklamış, Ankara da taze, internet dünyasında yeniyim. Microsoftun messenger uygulaması var bedava iletişim ve sohbet harika bir şey o dönem ki teknolojiye göre harika bir uygulama.
Kuzenim var İstanbul da polis, boş zamanlarında chat yapar. Bir gün bana bir adres verdi. "Al baskentten benden sekti işine yarar belki" dedi.
Aldım ekledim adresi, akşamına kabul etti başladık sohbete, tabi edebiyatım iyi ya parçalıyorum.
Uzun süre konuştuk hatta 2007 yılının kurban bayramında onunla konuşacağım diye memlekete gitmedim.
Gel zaman git zaman iyice alıştık birbirbirimize, bayram arefesi iki aydır konusuyoruz daha yüzünü görmedim. Israrıma dayanamayıp açtı kamerayı biraz flu karşımda kumral güldükçe gamzeleri çıkan tatlı biri var.

Konuştuk o gece sabaha kadar konuştuk.
Bir gun dayanamadım; ben artık seni ölmeden önce görmek istiyorum dedim.
2008 e girdik ocak ayı bir soguk var nasıl ruzgar kırbaç gibi vuruyor adamın yüzüne bir akşam sözleştik.
Beşevler de ki Başkent hastanesinde çalışıyor. Akşam dokuzda hastanenin önünde buluşacağız. O da tedirgin ben de sonuçta sanal ortamdan tanıştık.
Orası ilginç.
Hattın obür ucundakine söylediğimiz yalanlardaki hercaiyizdir cogu zaman şu an da gizlediğimiz alalede suretimizden ziyadeyizdir.
Akşam dokuz olmuyor saat bir türlü. Bindim ankaraya kurtuluş aşti arasında bir tur attim ikincide besevlerde indim.
Yavaş yürüyorum mareşal çakmak caddesinden başkent hastanesine.
Ulan diyorum.
Ya bir böbrekten oluruz ya da bir aşk yaşarım diye içimden korkuyla karışık konusarak gisiyorum.
Soğuk ki nasıl çektim kafamı güvercin gibi montun içine yürüyerek vardım hastaneye.
Yerinde iki  dk. sabit dursan donar kalırsın kazma kürekle zor sökerler adamı bekliyorum hastanenin önünde nereden çıkacak diye.
İçinden çıktı hastanenin, meğer hanımefendi benden önce gelmiş icerden izliyor beni çıksam mı çıkmasam mı misali.
Geldi yanıma tanıştık ayaküstü hemen hastaenin yanında küçük bir kafe var şimdi buyuk bir bekleme salonuna dönüşümüş oturduk oraya sohbet ediyoruz.
Karşıma oturup konuşmaya başladığında anlamıştım ve icim kıpır kıpırdı.
Sohbet uzadıkça son metronun saati de yaklaşıyordu yavaş yavaş kalktık yerimizden bir sonraki randevu tarihinide kesinleştirdim.
Gece örtmüştü battaniyesini şehrin üstüne karanlık bir bulut gibi oturmuş başkente ayrıldık hastanenin önünde dönüp baktım o gözden kaybolana kadar. Sonra dönüp arkamı göğüs kafesimdeki kuş çırpına çırpına indim metroya ve geldim evime, o gece uyumak mümkün mü ilk defa aklımda fikrimde yüreğimde aynı yerde...
Bir ay sonraya vermişti bir sonraki randevuyu gecermiydi ki bu zaman.
Bir ay çok zor geçti.
Şubat ayı, havada kupkuru ayaz var. Aynı yerde sözleştik gidip bahçelide lak lak kafe var orada oturduk. İki kahve söyledik, o konuşuyor ben dinliyorum.
Pek fazlada söyleyecek söz bulamıyorum heyecandan. Bir ara parmağım kahve bardağının kulpunda kaldı farketmedim çekince düştü yere kırıldı bardak, o akşam orda bitti kahve dizime dökülünce.
O gün bana güvenmiş olacak ki cep numarasını verdi.
Asgari ücretle çalışıyoruz, mesaj pahalı o da pek sevmiyor mesajlaşmayı.
Biz konuşup tanışıyoruz günler geçiyor. Bir gün ona haber vermeden ansızın gittim hastaneye ziyaretine, beni görünce çok şaşırdı. o zaman inanmıştı bana ve benden ona zarar gelmeyeceğine.
Artık gün aşırı buluşmaya başladık.
Alo dediğinde metroya atladığım gibi gidiyordum yanına
O dönemde akdeniz caddesinin kenarında köşe apartmanı var orada oturuyor. Koşarak gidiyorum yanına, kapıya gelince cevapsız arama bırakıyorum çıkıyor dışarı.
Gel zaman git zaman alıştık birbirimize, iyice onu düşünmeden yapamaz oldum.
Bir akşam buluştuğumuzda kandırıp öptüm onu, ama nasıl, kalbim duracak heyecandan, gözlerim puslanıyor ve hafiften başım dönüyor onu öptükçe...
Tabi bu arada gelecek hakkında konuşuyoruz.
Her şey iyi güzel gidiyor da bir sorun, ona göre çok büyük bir sorun ben ondan 4 yaş küçüğüm ne dedimse ikna edemiyorum...

Kış bitiyor yavaş yavaş, biz artık elele geziyoruz bu parkta ve başka hiç bir yerde de buluşmadık ne yaşadıksa bu parkta yaşadık.
halen konumuz aynı ben ondan küçükmüşüm bu problemi bir türlü yenemiyoruz.
Ve bahar geldi, yavaş yavaş çağla bademin büyülü kokusu, papatyanın cilveli sarısı karıştı her yere, toprak uyandı parktaki selvi söğüdü tomurcuklandı.
En sonunda öldürmedim kafasındaki kurdu hep problem etti ondan küçük olmamı ve bir gün ben;
artık bunun için mücadele etmeyeceğim seni sana bırakıyorum kafandaki kurdu öldür gel bildiğin yerlerdeyim, ben artık buraya gelmeyeceğim, seni aramayacağım, mesaj felanda atmayacağım dedim.
O da bana geleceğim dedi ve biz o günden sonra bir daha hiç görüşmedik...

Bahar okşuyor ruhumdaki isyanı bir delikanlı sözüne kalbime sancı sapladım.
Gitmek istiyorum yanına ama söz verdim bir kere gitmiyorum.
Öyle bir de umut var ki içimde;
aha geldi aha gelecek
aha aradı aha arayacak
mesaj yazdı yazacak
şimdi şu köşeden karşıma pat diye çıkacak diye diye iki ay boyunca saçma sapan hayaller kurdum.
Ne büyük acıymış bu, göğsümün içinde bir kuş çırpınıp duruyor.
İki ayım böyle geçti, yaz geldi başkente köpek gibi özledim onu ama nafile.
Ne aradı, ne sordu, ne de geleceğim deyip geldi ve yüreğime ektiği o umut hiç bir zaman yeşermedi.
Dedim kendime artık unutsak iyi olur.
kafam onunla meşgul bir türlü aklımdan çıkarmıyorum.
En son kitap okuyarak yabancı filmler izleyerek ve kafamı sürekli meşgul ede ede nisan ayında ayrıldığım kadının aşkının acısını aynı yılın aralık ayında bastırdım ve yüreğimde karanlık bir köşeye çekip onu hapsettim...
Unutmuştum artık onu ve kaşbimdeacımıyordu. Yanmıştım yanmayıda öğrenmiştim. Artık korkmuyordum yangınlardan...
İki yıl sonra beşevler metrosunda karşılaştık tesadüfen, konuştuk ayaküstü.
Halen evlenmemiş koca arıyor kendine numarlarımızı aldık.
Aradan bir süre geçtikten sonra konuşmaya başladık yine sohbet sohbet derken yine buluştuk bu kez arkadaş gibi ama anlıyorum niyetini.
İnsan bazen en büyük nefreti en çok sevdiğine duyarmış.
Ben de aşk kalmamıştı ona karşı sadece intikam hissediyordum.
Ama onurlu adamız biz bize yakışmayanı yapamazdık

Niyeti belli olan bir kızın kanına girmek harcı değil benim yetitiğim toprakta doğanların.


Bu gün 10 sene oldu o güzel günleri bu parkta yaşayalı. Bazı anları hayal meyal hatırlıyorum. Ama unutmadığım tek şey var onu ilk kez bu bankta öpmüştüm hep bu bankta otururduk. Şu an gözümü kpadığımda o anlar geliyor gözümün önüne kalbim nasıl çırpınıyordu o gece ne güzeldi. Havada kuru soğuk var gömülmüştük burada parkamızın içine sarılmıştık birbirimize, ağzımızdan buharlar çıkıyordu o ayzalı gecede...
Ve şu an bu parkta o yok yanımda ama ben yine mutluyum yine içim kıpır kıpır.
Öğrendim yıllar.
Sana mutluluğu yaşatan özneler hayatından çıkıp gitseler bile gerçek mutluluk nesnelerde gizliymiş öğrendim.
Bu park benim hayatım boyunca en çok mutlu olduğum yerdi.
Genceciktim toydum bıyığım yeni yeni terliyordu aşıktım çok güzel günlerdi.
Şimdi evlendim ben de o da evli ve ben bu yazıyı yazarken iki sokak arkadaki iş yerinde çalıştığını biliyorum. Bir sigara içimlik yolu gitsem onu göreceğimi biliyorum.
Ve ben çok ağladım bu parkta gece yarılarına kadar çok oturdum. yaz gecelerinde içipiçip sızdım burada. Kış geldi fırsat buldukça yine buraya geldim. Mutlu olduğumda buraya geliyorum, ağlamak istediğimde buraya geliyorum, canım sıkıldığında buraya geliyorum, üzüldüğümde, kendimi yalnız hisstettiğimde, yalnız kalmak istediğimde, kendimle konuşmak istediğimde yine buraya geliyorum. Ama artık bu parkta benim için o aşkın öznesinin bir değeri yok. Bu park benim mutluluğumun nesnesi o yüzden daha çok seviyorum burayı.


Yıl olmuş 2016, yaş olmuş 34, evliyim bir çocuğum var. Halen içimdeki çocuk elimden tutup buraya getiriyor beni ve şu an çantamdaki viskimden içip ağlıyorum. Burada ağlarken de mutluyum. İnsanlar genelde çocukluğunun geçtiği yerleri özler ben de özlüyorum. Şimdi bu parka gelmezsem burayı özlüyorum.
Yaaav ben o zaman burada çok mutluydum yaaa.
İşte böyle bu da benim aşk acım, emin olun 100 kişiden sadece iki tanesi birbirlerinin acısını çeker. Diğerleri sen onu seversin o başkasını, sen onu o unutmaya çalışırsın o başkasını böylesi daha farklı bir acı yaşatıyor insana kendimden biliyorum. Askere gitmeden önce bir kıza aşık olduğumu sanmıştım ve onunla görüşmüştüm. Sonraları onu umursamadım, bbuacıyı yaşadıktan sorna onu çok iyi anlıyorum onuda sonraki yazılarımda anlatacağım...
Amk koyum böyle dünyanın o gün ki mutluluğu bir daha yaşamadım. o derece mutlu olmak için kendimi hırpalamadım. O yaşadığım aşkın mutluluğuydu ve aşkın ömrüde altı aymış bunuda öğrendim. Çünkü sonradan aşık olduğum kadını altı ay sonra sevmeye başladım ve 4 yıl sonra evlendik şimdi aramızda sevgi ve saygı var aşk yok. Aşk tamamen heyecandan ibaretmiş onuda öğrendim.

Yani okuyan dostlarım yıllar geçti ben yine aynı parktayım burada kendimi huzurlu hissediyorum sağlığım sıhhatim yerinde korktuğum bir tek şey onu söyleyerek bu yazıyı bitiyorum.
Ah be dostlar gençliğim gidiyor tutamıyorum...



Yorumlar