Müslüman Saati

Dedemin ihtiyarlık, babamın olgunluk, benimse çocukluk yıllarımdı.Devletten uzakta küçük bir ilçenin doğusunda bir köyde yaşıyordum.Dedem yeşil ışıklı ahşap radyosundan haber dinler,Babam Maltepe sigarasını bulamayınca tabakasından kıyılmış tütün sarardı…Kışın bir sobamız olurdu,sobamızın yanındarenginkedimiz,kedinin pençesinde yün yumağı bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik…Rüyalarıma Melekler uğrar,penceremize kuşlar konardı…Yerli malı kullanır toprağında buğday,nohut, mercimek yetiştirir,buğdayı un yapar nohut ve mercimeği satarak radyo, çamaşır makinası,televizyon alan ‘’bu toprağın sesi’’nin ‘’Gamber ağa’’larıydık.Biraz yoksul,biraz mahcup,biraz alıngan,gönlü zengin ama hep umutluyduk.Çarşıdaki ete nohut ıslar ama evdeki hesabı çarşıya uyduramazdık…
***
Bakamayın bu şehrin acelesine,trafikte lambanın sarısı yanınca kornaya giden ellere,geçemediğinin sağından fırlayan hergeleye.
…en muteber telaş sebebi tabakhaneye insan tersi yetiştirmektir.
Böyle değil tam aksine  bizim oralar…
Hayat aceleye gelmez,telaştan hiç hazzetmez.
Asude akar günler randevular sadakat bilmez.
Ağır olana ‘’molla’’ derler koşturmaya değmez.
Yol ‘’bir sigara içimliktir’’
‘’Hasat kalkınca ‘’ vuslat…
‘’Hadi’’ diye sabırsızlanan acul ‘’hele du bakalım sabah ola hayrola diye savuşturulur’’.
‘’Yetişir mi’’nin cevabı,ya müstehzi bir ‘’hayırlısı’’dır, ya mütevekkil bir ‘’kısmet’’…
‘’Almanya’dan oğlum gelecek’’ diye dürtükleyen ev sahibine dudak büker gibi sakin,sel basmış bir eve gitmeye üşenen musluk tamircisi kadar pervasız bakılır hayata…
***
  Ahmet Haşim’in ‘’Müslüman Saati’’ denemesini hatırlama şimdi…
Bir modern hayat eleştirisidir.
(…) “Saat”ten kastımız, zamanı ölçen âlet değil, fakat bizzat zamandır’’.der ve ekler. ‘’Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu üslub-ı hayata göre’’ de “saat”lerimiz ve“gün”lerimiz vardı. ‘’Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve nihayetini akşamın ziyaları tayin eder. Madenden sağlam kapaklar altında mahfuz tutulan eski masum saatlerin yelkovanları yorgun böcek ayakları tarzında, güneşin sema üzerindeki seyriyle az çok münasebetdâr bir hesaba tebaan, minenin rakamları üzerinde yürürler ve sahiplerini, zamandan takrîbî bir sıhhatle, haberdâr ederlerdi’’.  (…) ‘’Yeni “ölçü” bir zelzele gibi, zaman manzaralarını etrafımızda zîr ü zeber ederek, eski “gün”ün bütün sedlerini harap etti ve geceyi gündüze katarak saadeti az, meşakkati çok, uzun, bulanık renkte bir yeni “gün” vücuda getirdi.(…)
***
 Dedemin elinden tutup gittiğim değirmende un tozuna bulandığım ilk gün, ‘’ekmek Aslan’ın ağzında’’olduğunu bilmesem de, buğday tanelerinin iki değirmen taşı arasından geçip alın teri ile yoğurulduktan sonra soframıza gelen ekmeğin neden buğday kızılı olduğunu öğrendim…
Geceleri komşu muhabbetlerimiz,bizim kadar zayıfta olsa,nohut ve makarnaya alışmış renginkedimiz,başımız ağrısa komşumuz,gönlümüz daralsa komşumuz ve gülümseyen yüzümüz vardı.Yollar bozuk olsa da adımlar sağlamdı.Kimseye göstermekten utanmayacağımız bir içimiz bir araya geldiğimizde  çektirecek bir aile fotoğrafımız vardı…
***
 Lakin hiç beklenmedik  bir şey oldu;
Madenden sağlam kapaklar altında mahfuz tutulan eski masum ‘’saat’’lerin cemaatinden uzaklaşıp, aceleci bir şehrin sabahında uyandığımda bütün iyi şeylerden ayrıldığımı gördüm.Belki kırık bir rüya denizi belki suya düşürdüğümüz suretimizin aynaya nüktedan bir yansımasıydı.Her şey Maltepe sigarasının hep arandığında her bakkalda bulunmasıyla büyüsünü yitirmişti… Dedeme rahmet sahibinin evinde olduğu için dualar ediyorum,babama yaşlılığa doğru ilerlerken uzun ömürler diliyorum,ben de bir hastane penceresinde sabahı bekliyorum dilimde ‘’kavuşmanın tadını / ayrılık feryadını’’ taşıyan bir şarkıyla
Uşşak makamında…

Yorumlar