“Acaba asıl ben,oradaki miydim?

Her tatil dönüşü, kafamda aynı soruyla dönüyorum şehir hayatına:
“Acaba asıl ben,oradaki miydim?
Kendimi geride bırakıp mı geldim?”
Daha dün, içimdeki çocuk kumdan kalesinin sınır boylarında gezerken şimdi gönülsüz tıkıldığım kalabalık mesai kafesinde, tutsak biri gibi, kafamı rutin telaşlara çarpa çarpa yalpalıyorum.
“Asıl ben” ise hâlâ orada, ıssızlığın koynunda…
Belki de söylediklerimde aramamalıyım kendimi; dilimin ucuna gelip diyemediklerimdeyim.
Yazmaya can atıp yazamadığım mektupta, fırsat kolladığım itirafta, hayalini kurduğum serenattayımdır.
Vakur bir kadının, maskeli baloda, yüzünü gizleyen tüylü maskeninn ardında tabularından azat olup havaileşmesi gibi; aslında rol yapan çıplağımızda değil, maskeli halimizdeyizdir.
Geceleri bilgisayar başında, hattın öbür ucundaki meçhul kadına kendisiyle ilgili yalanlar sıralayan adam, yazdığı yalanlardaki hercaidir belki de; gündüz gönülsüz canlandırdığı alelade suretinden ziyade…
Boynundaki kravattan utanıp, sokakta üstüne gelen topa vurmayan müdür kıymıştır yüreğinin çocuk yanına…
Sakatlamıştır benliğini; sakatlamayayım derken bileğini…
Biz, vurmadığımız toplarda, çıkmadığımız seyahatlerdeyiz.
Yapmayarak, söylemeyerek, gitmeyerek ruhlarımızdan kopardığımız parçalardayız.
O gerde bıraktığımız parçalar,yüzüyor batan bir günün eteğinde, bakırlaşan durgun bir denizde…
İşte ben her yaz sonu, tatil bitip yüreğime hazan bastığında aynı soruyla dönüyorum evime:
“Acaba asıl ben, oradaki miydim?
Kendimi geride bırakıp mı geldim?”

Yorumlar