Mavi Bir Düş

Önce özlemle ayağımı bastım çıplak toprağa, sonra bütün vücu­dumu uzattım boydan boya…
Yeryüzüyle gökyüzü arasına ya­tırdım kendimi…
Yerle bir ol­dum.
Toprak sırtımı okşadı ilkin, saçlarımda gezdirdi kumlu ellerini…
Giderek bedenimin şeklini aldı; içten içe kanayan yarala­rımı denizin tuzuyla sardı.
Ne kadar  anaç ve ne kadar müşfikti sarmalayışı…
Uzun sür­müş bir kış boyun­ca ruhuma nükset­miş yüzlerce sıkın­tının kuma akıp geçtiğini hissettim.
Tenimin her zerresini ona teslim ettim.
Derinlerine da­lıp kök salasım gel­di…
Az ötede kıpırdayan deniz, yüzülmemiş denizlerden gelen lodosuyla buruş­muş çehresinden hiç çekinmeden,görün­meyen bir ufuk çizgisinden neşeyle bana doğru geliyor, her kıpırdayışında kocaman ağzından beyaz köpükler sa­çarak karaya vurup kumsalı öpüyordu.
Toprağın dudakları kumsal, denizin öptüğü yerde ıslanıp hızla kuruyan tuzlu bir buse bırakıyor ve dinmek bilmez bir şehvetle az sonra yeniden çıkageliyordu.
Dolunay  tanığıydı bu çılgın sevişmenin…
Spotunun parlak ışığı gümüşten bir ipe tutunup önce buğulu bir ha­yal gibi sulara iniyor, sonra dalgalar üzerinde pul pul yakamozlanarak koştuğu sahilde toprağın suyla meşkini ay­dınlatıyordu.
Sahildeki bu müebbet aşkı iz­lerken yattığım yerden, Radyoda  Müzey­yen Senar şarkısı çalındı kulağıma;
Beyati makamın­da;
“Benzemez kimse sana tav­rına hayran ola­yım/
Bakışından sü­zülen işvene kurban olayım.”
Bu nağmelerin sarhoşluğuyla ba­şıma üşüşen yıl­dızların tozunu aldım üşenme­den; nicedir göre­mediğim kadar parlaklardı.
Gözümü açıp uyan­dım ki, kayıp git­miş hepsi…
Hayatın, neredeyse tamamen unuttuğumuz bambaşka renklerini, tatlarını, kokularını hatırlatan bir küçük moladır yaz tatilleri…
O molada Akdeniz’i gezdim biraz…

Sanki gezmedim mavi bir düş gördüm.
Meğer ne çok olmuş gökyüzüne doyasıya bakmayalı…
Geceyarısı ansızın kayan yıldızlardan dilek tutmayalı…
Mavinin kıyısında üç-beş gün sardı yaralarımı…
Gece, saman yolunun kucağında,dalgalrın iniltilerini dinleyerek dalınan uykudaydı. Sabah alacasında dağların sınır boyları pembeleşirken uğurlanan yıldızdaydı.
Çivit mavisinden, cam göbeğine, oradan laciverde kadar mavinin bütün hünerlerini göstererek fener alayları gibi dalgalanan denizdeydi.
Sonra bitti!
Her güzel şey gibi çabuk geçti.
Akdeniz’in tuzunu genzimde, tenimde saklayarak;mavinin ülkesini geride bırakıp, dokuz altı yollarında yaşadığım şehrin yolunu tutup torosları geçtik…

Yorumlar