Başkentte Ramazan

Bu şehir  yüz de 99’u Müslüman olan bir ülkenin ve etrafınızda çatık kaşlı binaların yükseldiği bürokrasinin başkneti. Atakule’den aşağısı üçe bölünmüş sanki.  Küçük Esat’dan yukarısı çapçağdaş olsa da göz altından küçümser gibi bakıyor masada iftar bekleyene…  Yani  parayla imanın kim de olduğunu görebildiğiniz bir bölge.
Opera’dan yukarısı tarafsız, hiçbir şeye karışmıyor, yiyene de içene de… Yani parayla imanın kim de olduğunu bilmediğiniz  çağdaş ve emanetçi bir bölge.
Sıhhıye’den aşağısı ise tam tersi ; iftara on kala yan masada yiyenin gözünün içine bakıyor ana avrat sövercesine… Yani  paran olmayabilir ama imansız olamaz diyen bir bölge.
Bana gelince içimde eski ramazanlar canlandı yine…
 Öyle çok severdim ki seni küçükken…
Aslında; ben küçükken değil; sanki sen küçükkendi bu sevgi…
Elbette o zaman da mukaddes bir huşu ile çıkagelirdin; ama kasvetten uzaktı saadetin…
Mütevazı iftarlarımızda semaya açılıp rahmet dileyenlerin avuçlarındaydın sen… fukaralar için kurulan sofraların hayır dualarında, komşusu açken tok yatamayanların tertemiz vicdanlarındaydın.
Rahmet yakarmayla, servet paylaşmayla çoğalırdı o zamanlar…
İbadet, Allah’la kul arasındaydı.
Din, hırgürün değil, huzurun adıydı.
Sen, gözümüzde hep mümindin, kimsenin orucuna, namazına, inancına ilişmezdin.
 Şimdi sana ne oldu böyle; zamanla gerginleştin.
Sahur davullarını tamtam gibi çalmaya, tutulmayan orucun hesabını sormaya, gereksiz yere hadise çıkarmaya başladın.
Daha sen gelmeden başlıyor tedirginliğin…
Lokantalar kapanıyor, oruç yiyenler pataklanıyor burda…
İran ile İsrail gibisin sanki… İmanından çok konuşuluyor hezeyanın…
Senin adına yasak koyuyor, baskı yapıyor fanatiklerin…
İktidarın gözüne girmek isteyenlerin ziynetisin sen…
Hırsız tüccarların zekatı, beceriksiz memurun terfi fırsatısın.
Bir reklam yıldızısın artık… Televizyonda israf çağrısı…
Öyle süslü püslüsün ki, iftar sofranda teşhire çıkıyor markalar…
Bir tek kola reklamlarında benziyorsun eski masum haline…
O da rol olsun diye…
Hazmettirici niyetine… Bense gülüyorum yıl boyu haram yiyip ramazanda günah diyetine girenlere…
Oruçla kilo vermek için seni bekleyen “sıfır bedenci müminler”e…
Kızıyorum, oruç tutmayanları teşhir edip hedef gösterenlere… Ya da buna inat, yol ortasında göstere göstere yemek yiyenlere…
Mazinin karşılıklı hürmeti, yerini kışkırtıcı şiddete bırakıyor ne yazık ki…
Seni, galibi olmayacak bir kavganın sebebi haline sokuyor.
Aç komşuların karın gurultusu, tok dindarların horultusuna karışıyor.
Ve çalıp çırpanlar, 11 ayın günahını yıkıyor, 11 ayın sultanının ibadethanesinde…

 Ey ayların sultanı!…
Soyun artık riyakar iftar sofralarının şaşaalı urbalarından…
Arın, seni müminlere pazarlayan riya markalarından…
Korkuyla değil, huzurla gel yine….
Zahmet değil, rahmet taşı bize…
Oruç için dayak atanın gazabına değil, “bağışlaması bol olan”ın müsamahasına emsal ol…
Kurban eti dağıtır gibi adilane yay hoşgörünü…
Yay ki, örnek alsın, sultanı olduğun 11 ay…
Yani param şımarmayacağım kadar az olsa da imanım sorgulamaycağım kadar mütevazi…
Başkentin üç bölgesinde yaşadım. Kendimce çağdaşım ama çapçağdaş değilim bizim orda her koyun kendi bacağından asılır ama mahalleyi kokutmasına da fırsat vermezler…
Bu benim Ramazanla olan ulviyetim, kimsenin parasında imanında değilim.

Yorumlar