İstanbul'da Akşama Doğru

Nasıl anlatsam ki...
Yine dokuz altı yollarındayım...
Nüfus arttıkça insanlar daha bir yalnızlaşıyor...
Bir de akıllı telefonlar çıktı kimse başını yerden kaldırmıyor. Ben de o kalabalığın içindeyim. İstanbul'un kalabalığına karışıp,  Üsküdar'dan bindiğim Eminönü vapurunda omuzumu cama yasladım, suya düşmüş söğüt dalı gibi salınarak gidiyorum.
Köşe yazarları genelde aynı konuları farklı bakış açısıyla yazardı. Bir haftadır garip şeyler yazıyorlar.
Mesela:
F.Altaylı her yazısının sonunda "ne zaman adam oluruz"u özetliyor.
A.Hakan "tutdum tutmadım" laflarını sıralıyor.
Ç. Altan haftasonu yemek yediği yerlerin reklamını yapıyor.
E. Özkök diğer yazarları, kadınları anladığına inandırmaya çalışıyor.
C. Dündar gizli bir belgenin çayciya fotokopisinin cektirildiğini, "caycı konuşursa" diye anlatmaya, bir de her fırsatta kapı komşusu M.Balbay'ı kurtarmaya çalışıyor.
En güzelini H.Babaoğlu yazıyor hem duygusal,hem siyasi,hem düşündürücü.
N. Ilıcak dışındaki kadın yazarlar gelen maillerden ilham alıyor.
vs...vs...

Vapurun kornasıda uzaktan boğazı seyrederken güzel oluyormuş bugün öğrendim,hava karardığı için martıları yazıma katamadım...
Ben farklı yazmak istiyorum...
Bir süredir bu sehirdeyim,özlediğim uzaklarda,uzaklar yüreğimde, yüreğim sen de...
Sen aklımdasın...
Yollar ve şehirler önceleride aramıza girerdi alışkındım.
Evlenip aynı yastıkta uyanınca değişiyor duygular, biraz daha zor geliyor ayrılıklar...
Tabi alışkanlıklarımda değişti yıllarla birlikte...
Daha önceleri kıyafetlerim, çamaşır  askısından üzerime,oradan kirli sepetine girerdi.
Şimdi hepsinin bir yeri var... Hayatım düzen içerisinde...
Tabi her değişim kendi travmasını birlikte getiriyor.
Bekar evinden alışığım kumandanın ben de olmasına,kumanda kimde ise kontrol onda sayılırdı.
Şimdi her akşam bir dizi dayanıyor ekranıma ama çayım kahvemde eksik olmuyor haa...

 Çok özledim bugünlerde seni, beş dakika fazla uyumak için alarmı kapatıp servise koşarak yetiştiğim günleri,sigara içerken balkon kapısını üstüme kapatmanı,beni zorla kaldırıp kanepe örtülerini silkemeni... Daha neleri özlemedim ki...
Nazım'ı daha iyi anlıyorum şimdi...  
 
Güneş suya gömülen bir ışık gibi cekildi az önce vapurun penceresinden.
Bir akşamüstü ansızın bastıran özlem nöbetindeyim. Bazen bir şarkı, bazen bir fotoğrafla çıkıp geliveren anılar ve hasretler bırakmaz yakamızı... ille hatıralar tutunur bileğimize... Unutursak eksiliriz... Özlediğim yalnızca bir sıcak beden değil,bir ortak mazidir aynı zamanda;sonbaharla yitirdiğim çocukluğum,ilk göz göze geldiğimiz gün,ilk elini tuttuğum heyecan aslında...Sensiz kalmak boşluğa dokunmak gibi geliyor bana,şimdi olsaydın yanımda.
Yaşamak ağrısı asıldı boynumza,oysa türkü tadında yaşamak isterdim seninle doyasıya....  
 İnsanlar çıkışa yöneliyor,vapur iskeleye yanaştı.Karanlığın battaniyesi yavaştan örtüyor İstanbul'un üzerini...
Biliyorum; her milletten,her dinden,her ırktan biri var bu şehirde...
Bilmiyorum; ne acılar,ne mutluluklar,ne sevdalar,ne fırtınalar kopuyor önümdeki kalabalığın yüreğinde...

Karanlık bir şehre dönmek istedim seni çok özledim.

Yorumlar