Truvalı Helen

Caddelerini, sokaklarını, yaşam tarzını, kültürünü bilmediğim bir şehirde, antik çağdan bugüne kadar tarihin en büyük savaşlarının yaşandığı ve zengin tarihsel kültüre sahip  bir coğrafyadayım. Hava da ılık ama şiddetli bir lodos yere sağlam basmazsan süpürecek yaprak gibi bir kenara beni, bir arabayı iter gibi omuzumu dayadım rüzgara ilerliyorum  kordonda, akşam yemeğini yedim otele gidiyorum. Bir ara hafifledi lodos ilerde ki fenerin dibinde bir kuru kalabalık var. Gençler, yakamoz mu izliyorlar yoksa heyecan mı arıyorlar bilemedim ama bildiğim şey 50 cc lik şişelerden en az 3 tanesinin dibine ulaşmışlardı. Bir ses ki nasıl; ''Hektoooorrr - Hektooorrr'' tok bir sesle bağırıyor ve kordon boyundaki herkes dinliyordu. Tesalya'lı Akhilleus (Aşil)di bu,Truva surlarının dibinde Hektor'u çağırıyordu. Bu coğrafyanın tarihi gerçek savaşlara ve mitolojik kahramanlara şahit olmuştu. Modern çağda yaşamamıza rağmen kordon boyunca tüm kafeler isimlerini bu kahramanlardan almıştı...


***


Binlerce yıl önce bu topraklarda zümrüt gözlü bir kadın için tarihin en büyük savaşlarından TRUVA  savaşı yaşanmış. Öyle bir güzellik ki tanrıların bile kıskandığı, kahramanların ve en iyi savaşçıların birbirleri ile rekabet ettiği Helen daha çocukken dikkat çekiyordu. Yunan mitolojisine göre dünyanın en güzel kadınıdır. Efsaneye göre sparta kraliçesi Leda ile kuğu kılığına girmiş Zeus’un kaçamağından doğan ölümlü fani bir kadından olan tek çocuğudur. Çocuk yaşta Yunan Kralı Theseus tarafından kaçırılır henüz evlenecek yaşta olmadığından Aethran’ın yanına geri gönderilir. Evlenecek yaşa geldiğinde Yunanistan’ın tüm güçlü ve nüfuzlu erkekleri peşine düşer. Ancak babası kral Tyndareos, korkusuz savaşcı akhilleus da dahil olmak üzere kızını istemeye gelen tüm erkeklerin Helen’in eşi ile dövüşeceğinden korktuğunan tüm adayları bir araya toplayarak sorun çıkmaması için Helen kimi seçerse diğerleri onun evliliğini ve mutluluğunu korumaya yemin etmelerini ister. Daha sonra kral Melenausta karar kılar ve diğer kalbi kırık damat adayları ettikleri yemine bağlılık gösterirler. Ancak on yıl süren bu evlilikten sonra Helen bir gece Truva prensi Paris ile kaçar. Bunu öğrenen Melenaus eski rakiplerine yeminlerini hatırlatır ve tarihin gördüğü en büyük donanmayı toplayıp Agamemnon komutasında Truva’ ya doğru yola çıkar. Bunu bahane eden Agamemnon’nun asıl amacı Yunan’ların Asya kıyısındaki bu önemli kenti işgal etmek istemesiydi. Truva yağmalanırken Rodos’a kaçıp sığınan Helen’i Rodos kralının karısı Polykso tarafından öldürüldü. Yunanlılar için güzellik örneğiydi, altın sarısı saçları zümrüt yeşili gözleri olduğu söylenmektedir. Truva dan kaçarken Paris’in pantolonunu giydiği için tarihte pantolon giyen ilk kadın olarak bilinir. Paris’ten dokuz aş büyük olduğu, aslen Spartalı olmasına rağmen Truva’lı Helen olarak bilinmek istemiştir. Ve günümüzde de Truva’lı Helen olarak anılmaktadır.


***


Truva’ya duyduğu aşırı sevgiden dolayı Truva’nın sonunu getiren ve son Truva kralı Priam’ın oğlu Dardanus’un torunu, ıda dağlarında yaşardı. Tarihin en büyük Truva savaşının komutanı ve  Truva Prensiydi. Truva’nın en büyük savaşçısıydı, yarı tanrı olarak bilinen ve karşısına kimsenin çkmaya dahi cesaret edemediği korkusuz savaşçı Akhilleus (Aşil) ile savaşmış,tanrıça Hera ve Athena’nın yardımıyla Akhilleus tarafından Truva surlarının önünde öldürüldükten sonra surların etrafında defalarca sürüklenmiş bunu gören Truva halkında çok büyük bir manevi yıkıma neden olmasaına rağmen Truva’nın düşmesini on sene geciktirmiştir.Hektor’un cesedini bir süre sonra Truva’ya verilmiş ve şanına yakışır bir şekilde defnedilmiştir. Ordusunun gözü önün de onurlu bir şekilde üç tanrı ile çarpışmıştır.Bu olay Hektor’u tarihin en onurlu ve en iyi savaşçı olarak tarihe geçmiştir. O prens Truva ordusunun komutanı ve her babanın imrenecek derecede sahip olma istediği özelliklerde bir oğuldu. Buna şehri düşüremeyen Yunanlılar Hera ve Athean’nın entirikaları ile Truva’yı yakmışlardır.




***


Fani bir baba olan Pleus ile su tanrıçası Thetis’in yarı tanrı oğlu ve tarihin en yenilmez ve korkusuz savaşçısıdır. Greklerin baş kahramanı ve karşısına çıkmaya cesaret edilemeyecek kadar bileği kuvvetli bir savaşçıdır. Annesi Thetis ölümsüzlük nehri stykx te yıkarken sol ayak bileğinden tutup suya daldırmış ve ordan vurulursa öleceğine inanılır. Öleceğini bildiği halde tarihin en büyük Truva savaşına Helen’i kurtarmak için katılmış ve Truva prensi Paris’in ayak bileğinden okla vurularak öldürüldüğü düşünülmektedir. Truva savaşına adının sonsuza denk anılması ve tarihe yazılması için öleceğini bile bile gelmiştir. Thetis’ten doğacak çocuğun tanrılardan bile çok güçlü olacağı kehanetine inanılmış ve ölümlü bir fani Pleus ile zorla evlendirilmiştir.Troya filminde ise iki dilberin koynundan çıkıp kıyasıya bir dövüşe giderken,düşmanı Hektor’un bedenini surların ötesine sürürken de asi briseisin hançerine boynunu uzatırken de aynı umursamaz ifade vardı Tesalya’lı Akhilleus’un yüzünde,annesinin kulağına fısıldadığı sırla ecelle düşüp kalkmanın mutsuzluğundaydı belki…
Tabi filmin sonunda ayağı çabuk Akhilleus bileğinden değil yüreğinden vuruldu. Asıl zayıf yeri annesinin tuttuğu ayak bileği değil güzel sevgilisinin öptüğü yüreğiydi. Okta gelip oraya saplandı. Bazen orduların yenemediği bir savaşçıyı küçücük bir buse alt edebilir. Dev gibi gladyötörlerin deviremediği gövdesini narin bir beden yıkabilir. Ve sonuç herkesin ürktüğü adam, kendi zayıflığından ürker bir tek ve bu zayıflığa yenik düşer…


***


Odysseus tarafından Truva surlarını aşmak için yapılan tahtadan yapılmış attır. Savaş on yıl uzayınca askerler yorgun ve bitkin düşmüş artık Truva’nın alınamayacağı hissi doğmuştur. Bunun üzerine Odysseus aklına bu fikir gelir ve tahtadan at kıyı da bırakılarak Akha ordusu Bozcaada’nın arkasına saklanır. Atı surlardan içeri alan Truvalılar savaşı kazanmanın zaferi ile eğlence yapıp içki içerler. Gece sızan nöbetçiler atın içindeki seçilmiş askerler tarafından öldürülerek Truva’nın batı kapısını açar ve şehre girip Truva’yı tarihin en büyük ateşi ile yangın yerine çevirirler. Truva’yı tamamen yakılır ve Meleneous Helen alıp Akhaya yelken açar. . yy da Osmanlı imparatorluğunun büyük kazanmasıyla rönesans döneminin hümanist düşünürleri Türklerin soyları hakkında fikir yürütmüştür. Bir çok rönesans düşünürü Yunanlıların Truvayı düşürdükten sonra bir grup Truvalının Asya’ya kaçtığını ve geri dönerek yunanlılardan intikam aldığını yazmıştır…


***


Gelelim Çanakkale’ye ismini çanak çömlek zanatinin yaygın olması ve şehrin ilk simgesi olan Kale-i Sultaniye ile özdeşleştiği için zamanla Çanakkale ismini alır. osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde tarihin en büyük donanması ile boğaza girmiş, Çanakkale savaşını yaşamış ve 255 binden fazla şehit verilmiştir. dünyada eşi görülmemiş bir irade ve inançla itilaf devletlerinin boğazı geçmesi engellenmiş, büyük bir destan yazılmış ve bir devir boğazın serin sularına gömülerek batırılmıştır. Çakmak gözlü sarışın bir kurdu andıran Hektor gibi onurlu bir savaşçı o cepheden zaferle ayrılıp anadoluya giderek milli mücadeleyi başlatmış ve bir milletin bağımsızlığını kazanmıştır…




***


Truva filminin yönetmeni filmde kullanılan atı Çanakkale’ye hediye ettiği günden beri bir de delisi var bu şehrin. Arada bir atın üzerine tırmanıp dehleyen birisi, merkez ilçenin belediye başkanından şarabını almadan inmeyen bir delisi. Bir de; Kadir ustanın peynir helvası, Kadir babanın çiğ köftesi ki daha önce öyle bir çiğ köfte hiç yemedim. şakir ustanın yeri var tüm halkın oturup ailecek çay kahve içebileceği, 45 bine yakın genç öğrencisi var. Paradan önce insana değer veren esnafı, yol veren taksicileri var. Mis gibi boğaz havası, termik santralsiz yapamayan bir belediyesi var. Kıyı da oltacı, açıkta takacısı, destanlaşan türküleri var. Sert de olsa ılık esen lodosu, kimsesiz gemiler ve miskin kedileri barındıran bir limanı var. Burunlarını açık denizlere dikmiş yalpalayan kimsesiz gemiler, kış güneşi, toprak ve güneş altında mahmur miskin kedileri var. kömür karası saçları zümrüt yeşili gözleri ile Truvalı Helen’i andıran insanları var. Ve kulağıma ‘Hektooooor- Hektoooor’ diye seslenen o tok sahibi, bana bu yazıyı yazdırmak için verdiğin bir sebep var.
Yolunuz düşerse gezilecek çok yeri olmasa da görülecek güzellikleri olan bir şehir var….

Yorumlar

Tüm Hakları Saklıdır. © Yazokusun