Kayıtlar

Yine Bir Baharda Memleketteyim

Resim
Köydeyim. Memlekette. Erdoğan’ın ceviz bahçesinin kenarından asfalta inen patikada bir ağaç gölgesine uzandım. Sırtıma bir tezek batıyor elimdeki çoban değneği ile dövüp düzleyip beş kök dağ yoncasını başımın altına yastık yaptım uzanıyorum. Manzaramda fotoğraf bir var. Başını toprağa yaklaştırınca yonca çiçeklerinde vızıldayan küçük yaban arılarıları, miskin kuşluk uykusunda göz önündeki uçuşan sineklerin verdiği rahatsızlık, tepemdeki meşe ağacındaki serçe kuşlarının cıvıltısı ile, uzakta köyün içindeki inşaat ve inşaatta çalışanların yanımda konuşuyormuşcasına gelen sesleri dışında bir ses yok. Yüksek otlar çıplak kollarımda rüzgarın etkisi ile böcek geziyormuş hissi veriyor. Paçalarımı çorabın içine koyup tişörtün son düğmesine kadar kapatmışım gene girmesi için bayağı bi çalışması gerekiyor. Bir de uyku çöktü ki nasıl: ama çolak Lütfü’nün köpekler tepeme dikilir, ağzıma yılan, kolumdan fare girer, horozlar gelir gözümü gagalar, havada uçan kartal beni alır diye korkumdan da uyuy…

Candan' Umudu Minik Avuçlarının içinde

Resim
Bir ara göz göze geldik Candan' la ne kadar güzel bakıyordu. Gülümsedi.  Ben de ona gülümsedim.  Öğrendim ki; Doğumdan iki ay sonra yakalanmış bu hastalığa, aman Allah'ım Candan hastalığından dolayı göremiyormuş.  Annesinin söylediği sevgi sözcüklerine gülüyormuş. 
Otel odasında kendimi yalnız ve boğulmuş hissettiğim zamanlar lobiye iner otururum. Bu akşam istemeden kulak misafiri oldum Candan'ın hikayesine. İnsan daha iyi empati kurabiliyormuş anne baba olunca. Candan benim kızımla aynı yaşta. Oturduğum yerde boğulup daraldım. Boğazım düğüm düğüm içime ağladım. Bir anne babanın çaresizliğine, bir evladın yavaş yavaş eriyip gitmesine şahit oldum. Sağımda karşı koltukta bir aile oturuyordu. Çocuk önce uyuyor zannettim annesinin kucağında daha dikkatli bakınca uyumadığını gözlerini kırpmadan baktığını ve yüzündeki solgunluğu farkettim. Aman Allah'ım küçücük bir beden taşıyamayacağı kadar ağır bir yükün altında eziliyordu. Sessiz sedasız oturan alienin yanına bir anne oğ…

Lodos

Resim
Bursa’da yaşayanlar bilir. Çekilmez şehrin lodosu, insanı hayattan soğutur. Sabah oto sanayisinde dükkan açacak esnaf akşam başlar duaya “nolur sabaha kalmasın bu hava”... İstanbul’da yaşayanlar bilir. Kadıköy de şair, Üsküdar da esir, moda da küfürbaz eder insanı bu hava... Çanakkale de yaşayanlar bilir. Bütün denizlerin en pis kokusunu alıp kordona getirir. Kordondaki yönüne göre değişir yüzüne nereden vurduğu,kabaran dalgalar gri renkli deniz analarını toplar sahilde başı boş bir balıkçı teknesinin  burnuna biriktirir. Bir de o kadar sert eser ki; hiç tanımadığın birine omuz attırır bu hava. Antalya da yaşayanlar bilir. Ilık ve sıcak eser hayattan bezdirir. Göz açıp kapamadan, tezgahta pirinçin üzerini örtmeden yağmuru getirir. Yağmur ki keşke ölçüsü olsa. İnsanı doğduğuna pişman ediyor Antalya da bu hava... Gavur İzmir de yaşayanlar bilir. Vapuru karşıya geçirmez emekçiyi bekletir. Rakım sıfırın altına inip, paçaları sıvayıp ayakkabıları eline aldırınca, insanı hayattan soğutuyor bu h…

Yasama Yürütme Yargı

Resim
Bakkal Adil sedirciler mahallesinde,mahalleyi ikiye bölen tören caddesinin ortasında, arnavut kaldırımlı taşkent sokağının cadde ile birleştiği köşebaşında, mahallenin bakkalı ve herkesin veresiye alabildiği bir esnaftır. Adil olduğunu herkese göstermek için tabelasında Adil Bakkal yazar. Ancak en büyük adiliği tartıda ve emekli, unutkan yaşlılara verdiği veresiyeleri deftere fazla yazarak yapmaktadır. Tartıda her bir kiloda 50 100 gramlık hileler yapmakta, veresiye defterine geçirdiği ürünlerin fiyatını yüksek göstererek kendince faiz uygulamaktadır. Mahallenin çocuğu olduğu için herkes tarafından sevilen ve güven duyulan bir esnaftır. Bakkal Adil yıllarca bu adiliğe devam eder. Esnaf olduğu için günün büyük bölümünü yalnız geçirmekte, insanların ona güvenerek aldığı ürünlerde yaptığı hileleri hesaplayarak kazandığı parayı düşünmektedir. Ara sıra  içindeki ses Adil’in her hile yaptığında fısıldasa da bu sesi dinlemez. Mahallenin çocuğudur Adil, elinde büyüdüğü insanları kandırmaktadı…

Uğurlar Olsun

Resim
Ölmeden önce dedi ki; "bugün askeri okullara yerleştirilen çocuklar otuz sene general olacak orduyu ele geçirip darbe yapacaklar." demişti. Öyle oldu.
Henüz ölmemişti, bazıları dini sömürerek kullanırken, rabıtaları bulan adamdı.
Seni öldürecekler dediklerinde, derin devletin ayyuka çıkmış pis işlerini bir bulup ortaya döken bir araştırmacı gazeteciydi.
Türkiye'nin ılımlı islama dönüşen sentezine karşı duruyor, bunu yaparken ülkenin kurucu ilkelerini insan hakları ve sosyal hakları sosyal demokrasi ile harmanlamaya çalışıyordu.
"Terör bir insanlık suçudur" demişti. İster devlet tarafından, ister pkk, ister ülkücü gruplar, ister islamcı terör örgütleri. Bunların bir tanesinden yarar ummak, bir tanesine hoşgörüyle bakmak ya da bu olayları suskunlukla geçirmekte insanlık suçudur diyerek bunu izah etmişti.
12 Eylül'ün dinci, ayrımcı ve etnik kökenci, piyasacı düzenin kurumsallaşmasından yana olanların önlerinde yıkmaları gereken en kalın duvardı. Evrensel değe…

İstanbul'da Bir Gece

Resim
Soğuk ruhsuz bir başkentin pazar sabahı, bulanık su renginden bir hava var. İstanbul'a gidiyorum. 
Havaalanı ringinde pencere kenarından başkent sokaklarını izlerken daha çok belli oluyor buranın bir bürokrasi şehri olduğu, sokaklarda mütemadiyen görülüyor insanlar simit poğaça cafeleri dışında insan yok şehirde. Başkent pazar uykusundan uyanmamış henüz. Savaş çıkmışta sivil halkın transfer edilmek için doldurulduğu son otobüsteyim sanki, öyle sessiz boş sokaklar ve asude bir haftasonu...
Esenboğa yoluna girip kuzey Ankara'dan çıkarken kar sulusepken yapışıyor pencereme, Altımızda inleyen lastik gıcırtıları, kulağıma gelen ince vızıltı şeklinde duyduğum motor devrini boğan fren sesinden başka ses yok. çıt çıkmıyor. Karlı kapalı bir başkent sabahından bindiğim çelik leylek koşarak hızlanıp havalandı ve 50 dakikalık bir uçuşla iki kıtanın üzerinden geçip İmparatorluğun başkentine indirip yoluna devam etti... 

***
Taksim meydandan Beşiktaş'a otele iniyorum.Çekiyorsun perdeyi son…

Bir Yolculuk Anısı

Resim
Kimine esaret, kimine engel, kimine tebessüm olan beyaz yorganını örtüyor doğa yavaş yavaş şehrin üstüne. Yine ev de aynı salon penceresinin önündeyim. Geçen yıl bu pencerenin önünden, sokağın durumunu ve karşı apartmandaki genç kız ile onu seven çocuktan bahsetmiştim (okumak için tıklayınız).. Bu sene o genç aşıklar karşımızda boş bir daire bırakıp gittiler… İnsan, böyle güzel manzaraları izlerken kendi hayatını da çekip geçiriyor gözlerinin önünden. Bu akşam sizleri düşündüren, hüzünlendiren, dokundurmalardan bahsetmek istemiyorum. Kış serildi sokağa şimdi böyle kar yağınca geçmişte bir yerde yaşadığım bir anı geldi aklıma, bu akşam onu anlatacağım size yüzünüzde küçük bir tebessüm bırakabilmek dileğimle…

*** Sene ya 93 ya 94 çocuğum, bir nedenden dolayı Çorum’a gittik ne olduğunu hatırlamıyorum. Yanlış anlaşılmasın o yıllarda Çorum meşhurdu. Etrafı duvarla çevrilmiş, kapısında polis kılıklı gece bekçilerinin beklediği, pembe-mor ışıklı vitrinlerle süslü amsterdam sokağına gitmedim. D…